“Hatalarını düzeltmeye kalkmayın!”
Eğer gönüllü bir teslimiyetçiyseniz kesinlikle kocanızın
hatalarını "düzeltmemeyi" öğrenmelisiniz. Her isteğine evet
demelisiniz. Çünkü, her zaman 'evet' diyebilecek arzulu bir kadındır onun
hayalini kurduğu."
Diğer kurallara gelince: Kocanızın hayatına müdahale
etmeyin; fiziksel, finansal ve duygusal denetimi tamamen ona bırakın;
düşüncelerine saygı gösterin; kendinizi ifade ederken ona baskı uygulamayın; ve
size gösterdiği ilgiyi takdir edin, aldığı hediyeleri coşkuyla karşılayın...
Her kararı kocanıza bırakmak ise tüm yaşam pratiklerini
içinde barındıran bir kural aslında. Kendisini güçlü hissetmesi için para
kontrolünün de tamamen kocaya devredilmesi gerekiyor ki herşeye hakim olduğunu
hissedebilsin erkeğiniz.
Ama önemli bir noktayı da es geçmemek lazım. Laura'nın
sözünü ettiği "teslim olunası erkekler"in tacizkâr, sapık ya da
dengesiz olmaması gerekiyor. Size ya da çocuğunuza fiziksel şiddet uygulayan,
uyuşturucu bağımlısı, güvenliğinizi tehdit eden ya da sadece güven hissi
uyandırmayan erkeklerden uzak durmanızı tavsiye ediyor Laura. "Bu tarz
erkeklere 'teslim olmak' bir yana, ondan derhal ayrılın" diye uyarıyor.
Karar bu noktada size kalmış. "Boşanma
oranlarının böylesine arttığı bir dönemde Laura sayesinde evliliğimi
kurtardım" diyenlerin sayısı hiç de az değil. Tek yapmaları gereken
ise, kocalarına sonsuz bir güvenle kendilerini bırakmak...”
EŞ SEÇİMİNDE ARANILACAK ÖZELLİKLER
Evliliğin huzur içinde geçmesinde eşlerin inancının,
yaşayışının örf ve adetinin önemi büyüktür. Bunun için eş seçiminde çok titiz
davranmalı, kılı kırk yarmalıdır. Aksi takdirde, ileride ayrılıklara;
çocukların ve ailenin perişanlığına sebep olur. Ayrılık olmasa bile bütün hayat
sıkıntı, üzüntü içinde geçer. Evlilikte aranacak belli başlı özellikler
şunlardır:
1-
Eşler düzgün bir inanca, yani Ehli sünnet inancına sahip olmalıdır.
2-
Eşler dindar olmalı, inandığı gibi yaşamalı. Beş vakit namazını kılmalı,
haramlardan kaçmalı, farzları eksiksiz yerine getirmeli. Kadın dinimizin
emrettği gibi örtülü olmalı. Resulullah efendimiz: "Bir kimse, bir kadını malı, güzelliği için almış olsa, hem
malından, hem de güzelliğinden mahrum kalır", “Dünya nimetlerinin en hayırlısı saliha bir kadındır” buyurmuştur.
Evlenirken fakirlikten korkmamalı. Çünkü Allahü teâlâ, “Eğer fakir iseler, Allah onları,
(evlenmeleri sayesinde) fazlı ile zengin
yapar” buyuruyor. (Nur: 32)
3- Kadın ev hanımı olmalı. Ev hanımı olmayan kadının,
kocasına, çocuklarına karşı yapması gereken görevini tam yapması mümkün
değilidir. Bu da ailedeki huzuru bozar. Ayrıca günümüzde kadının haram
işlemeden çalışması da çok zordur.
Dinimize göre kadının
cihadı evinde kocasına ve çocuklarına hizmet etmesidir. Bir kadın Resulullah
efendimizin yanına gelerek sordu: “Ben kadınları temsilen geldim. Allah cihadı
erkeklere farz kılmıştır. Savaştan sağ çıkarlarsa gazi, ölürlerse şehid
oluyorlar. Biz kadınlar da onlara yardımcı oluyoruz. Bize bu konuda mükafat,
bir bedel var mı?
Resulullah efendimiz şöyle cevap verdi: “Karşılaştığın her kadına söyle: Kocaya
itaat etmek, hakkını yerine getirmek onun yaptıklarının hepsine bedeldir. Ancak
içinizde bunu yapanlar pek azdır. “
4- Kadın, ev işlerini çevirecek kadar; yemek yapmasını, ev
işlerini, dikiş işlerini bilmeli. Peygamber efendimiz kadının bunları bilmesini
tavsiye buyurmaktadır: “Allahü teâlânın
farz kıldığını yapmaktan ve kocasına itaattan sonra kadınlar için, yün
eğirmekten, iplik bükmekten üstün iş
yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek veya dokumak, kadınlar
için bir yıl ibâdet etmekten daha sevabdır. Dokudukları her iplik için
amel defterlerine bir şehid sevabı yazılır.”
“ Koca kendi
evinde sürünün çobanı gibidir. Ev halkının hepsinden sorumludur. Kadın da
kocasının evinde çobandır ve evdekilerin yaptıklarından sorumludur. “
5- Kadın, aile, çocuk eğitimi ve ev ekonomisinde kültürlü,
eğitimli olmalı. Fakat edindiği bu kültür, örf adetimize aykırı olmamalıdır. Bu
da ancak kendi gayreti ile kültürlü bir aileden, anne babadan ve çevreden
öğrenilir. Kadın öğreniminde, mecburi eğitimden fazlasını aldığında evde
genelde sen ben davası başlıyor, bu da ailenin huzurunu bozuyor. Dinimizde,
kadın erkek herkese ilim öğrenmek farz. Fakat bu, bildiğimiz fizik kimya,
edebiyat, tarih ilmi değil; bilinmesi zaruri olan, iman, ibadet bilgileridir.
İmam-ı Gazali hazretleri Kimya-ı seadette böyle bildiriyor.
Görücü usulü
6- Eşler birbirini seçmede, ana, baba, hala, teyze, kardeş,
eş-dost gibi yakınlarından mutlaka istifade etmeli. Bunların tecrübelerinden
faydanılmalı. Gençlerin kendi başlarına birbirlerini sağlıklı bir şekilde
tanımalarına imkan yoktur. Çünkü, gençler akıl ve tecrübe ile değil hisleri ile
hareket ederler. Hisler ise insanı çoğu
zaman yanıltır. Ayrıca gençler birbirlerine karşı daima maskeli olurlar. Gerçek
yüzlerini saklarlar.
“Görücü usülü”
bilerek kasten yanlış
anlatılıyor. Gençlerin biribirlerini görmeden, konuşmadan anlaşmadan ana - baba
zoru ile evlendikleri zannediliyor. Halbuki bu böyle değildir. Gençlerin,
görüşmeleri, konuşmaları, anlaşmaları yanında anne babanın da grüşünün
alınması, bu önemli kararda onların da rölü, katkısı olmasıdır. Tecrübelerinden
istifade edilmesidir. Bu hayati konuda, anne babanın, yakın akrabaların öncülük
etmesidir. Tabii ki nihai kararı gençler verecektir.
Görücü usulü, sünnete uygun bir kız isteme usülüdür. Bazı
kimselerin ısrarla buna karşı çıkmalarının sebebi de budur. Buna karşı çıkan,
Resulullah efendimizin sünnetine karşı çıkmış olur.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
“Sizden
biriniz bir kadınla evlenmek istediği zaman ona bakmasında bir günah yoktur.
Çünkü evleneceğinden dolayı ona bakıyor.”
Ulu sözü dinlemeyen...
Aile büyüklerinin
tavsiyelerini dikkate almadan yapılan evllikilerin çoğu, hayatın gerçekleri ile
karşı karşıya gelince hüsran ile sonuçlanmaktadır. Ya evlilik bitmekte ya da,
sıkıntılı olarak devam etmektedir. Bununla ilgili yaşanmış yüzlerce olaydan
kısa bir anekdot sunmak istiyorum. Anne
babasını hiçe sayan genç bir kızın itirafı bu:
“Lisede okurken birbirimizi sevip beğendik, ikimiz de
üniversiteyi kazanamayınca aile büyüklerimizin rıza göstermemesine rağmen
evlendik. Hayatın böyle toz pembe olarak devam edeceğini zannediyorduk. Fakat
ne yazık ki, üç yıl birbirimize olan yoğunlaştırılmış sevgimiz, aşkımız üç
haftada bitti. Düne kadar en büyük beklentimiz birbirimizdik, fakat şimdi
herkesin envai çeşit beklentileri çıktı ortaya. İtiraf etmek gerekirse
birbirimizden soğumaya başladık.
Eskiden birbirimize günde 3-4 şiir yazarken şimdi aramızda
tek kelimelik bile sevgi sözü dolaşmıyor. Aynı otelde kalan iki yabancı
gibiyiz. Bütün bunlar hakkında ailem beni uyarmıştı ama kimseyi dinlemedim;
daha doğrusu aşkın gözü kör etti ikimizi de...
“Ulu sözü dinlemeyen ulur” diyen çok yerinde söylemiş” E. B (Genç Beyin)
Gübrelikte biten gülleri koklamayın
7- Eşler, güzel ahlak sahibi, iyi huylu olmalıdır.
Birbirlerine, büyüklere, yaşlılara saygılı; küçüklere merhametli olmalıdır. İyi
huylu bir kadın, padişahın başındaki tac gibidir. Kötü kadın ise, ihtiyar
kimsenin sırtındaki yük gibidir.
"Ey
Rabbimiz! Dünyada da, ahirette de hasene (iyilik) ver" (Bekara-201) mealindeki ayette geçen haseneden maksad, Hz. Ali'ye göre, dünyada saliha, iyi
huylu kadındır. Kötü huylu kadının verdiği sıkıntı Cehennem azabına
benzetilmiştir.
Kötü huy ve iffetsizlik ile adı çıkıp, kendini ve kocasını
dillere düşürecek kadından kaçınmalıdır. "Gübrelikte biten gülleri koklamayınız!" hadis-i şerifi, sütü
bozuk, ahlaksızlarla evlenmeyi yasak etmektedir.
Şu üç sıfat kadının iyi olduğuna alamettir: Güzel huylu
olmak, Allahü teâlâdan korkar olmak,
kanaatkar olup, Cenab-ı Hakkın verdiğine razı olmak.
8- Eşler, birbirlerinin dengi olmalıdır. Evlenecek erkeğin
eşinin, kendisinden yaş, boy, mal, soy
ve tahsilde aşağı olması şart değil ise de iyi olur. Erkek, edebde,
huyda ve takvada kadından üstün olmalıdır.
Başlangıçta denklik meselesinin önemi pek farkedilmez. Fakat
daha sonra ailede büyük sıkıntılara sebep olmaktadır denklik meselesi. Bununla
ilgili bir anektot anlatayım:
“Ev hapishane gibi geliyor bana!”
Sağlık memuru bir arkadaşım vardı. Bir gün ziyaretime geldi.
Baktım yanında bir bayan var. Hoş beşten sonra, kendisini kenara çekip “Kimdir
bu kız” diye sordum. Şöyle cevap verdi: “ Doktor hanım bizim sağlık ocağında
çalışıyor. Yakında yengen olacak.”
Kendisine, “Bu konuyu müsait bir zamanda gel bir konuşalım,
bana göre uygun bir evlilik olmaz” dedim. Daha sonra geldiğinde kendisine
şunları söyledim: “ Aranızda o kadar dengesizlikler var ki, hangisinden
başlayacağımı bilemiyorum. Birincisi bu kız tesettürlü değil, sen namazında
abdestinde dindar bir gençsin. İkincisi, tahsil farkınız var. O doktor, sen
sağlık memuru. Sen muhafazakar bir ailedensin. Hanımının anne babana bakması,
ev işlerini yapması gerekir. Dikiş nakış gibi işleri en azından kendi işini
görecek kadar bilmesi lazım. Üniversite okumuş bir genç kız bunları öğrenmeye
vakit bulamaz...”
Bana şöyle cevap verdi.” Bunların hepsini konuştuk.
Kapanmayı, işten ayrılmayı, evinin hanımı olmayı... Kısaca senin endişe ettiğin
herşeyi kabul etti, hatta notere gidip bunları tasdik ettirelim, diye
kararlılık gösterdi. Bunun için evlilikte kararlıyız.”
Ben son olarak, “ Siz bilirsiniz, bazı şeyler kağıda
yazmakla, notere tasdik ettirmekle hallolmuş olmaz. Bu eşya alışverişine de
benzemez, beğenmedim deyip eşya gibi geri getiremezsiniz, iyi düşünün” dedim.
Bu arkadaş, amiri olan doktor hanım ile evlendi. Zaman zaman
soruyordum, işler nasıl gidiyor diye, iyi gidiyor diyordu. Beş altı sene
görüşemedik. Tekrar görüştüğümüzde, evlilik nasıl gidiyor diye sorduğumda, “
Haklı çıktın, ayrıldık” dedi. Sonra devam etti: Dediklerin aynen çıktı. Evde
bir düğmeyi bile dikmedi. Götür terzi diksin dedi. Ben anlaşmamız böyle değildi
deyince, evdeki hesap pazara uymadı, yapabileceğimi zannetmiştim, fakat elimde
değil yapamıyorum, ev hanımı olamıyorum. Çünkü 25 sene ben dışarıda yaşamışım,
şimdi dört duvar arası beni sıkıyor, hapishaneden farklı gelmiyor, dedi. İki
sene evde zor durdu. Sonunda ben delireceğim; ya da ayrılalım veya tekrar işe
başlayayım” diye direndi.. Çocukları aldı gitti. Şimdi mahkemedeyiz. İki tane
de çocuğumuz var.
Böylece yanlış bir karar, hem erkeği hem kadını hem de
çocukları perişan etti.
Çalışan kadının eve adapte olması, evinin hanımı olması çok
zor. Birçok kadın bütün iyi niyetine rağmen bunda başarılı olamıyor. Bu şekilde
eve çekilen kadında üç durum hasıl oluyor. Ya, dayanamayıp tekrar işe, sokağa
dönüyor. Veya ruhi dengesi bozuluyor. Ya da, evlilik yürümüyor ayrılıyorlar.
9-
Erkeğin, evinin geçimini sağlayacak bir mesleği, geliri olmalıdır.
10- Kadın çok güzel olmamalı. Güzelliği vasat olmalı. Çok
güzel olursa başkalarının gözü bu kadında olur. Kadın ve çevresi bundan
rahatsızlık duyar. Ayrıca kadın güzelliğinden dolayı kibire, gurura kapılır.
Kaprisli olur. Hadis-i şerifte, “Bir
kadınla güzelliği için evlenme, güzelliği onu helake sürükleyebilir.”
buyuruldu. Güzellik çok kadının başına bela olmuştur.
Evlilikte asâletin önemi
Araştırmadan, incelemeden sokakta ayak üstü verilen evlilik
kararı, kısa zaman sonra yine sokakta bitmeye mahkûmdur.
Evlilikte aranılacak özelliklerin başında, dindar olup
olmadığı, dînimizin emirlerine uyup uymadığı gelir. Bundan sonra da diğer
özellikler gelir. Bu özelliklerin biri de kadının soyudur. Güzel ahlâk, neseb
yolu ile devam eder. Bu sebeple iyi bir âileden kız almalıdır. Güzel ahlâk
sahibi kadın, her türlü şartlarda kocasına sâdık kalır. Dînine bağlı olur.
Dînine bağlı kimse ise, bütün iyi huyları kendinde toplamış
kimse demektir. Nitekim hadîs-i şerîfte, “Kadını
güzelliği için alma! Güzelliği onu helâke sürükleyebilir. Malı için de alma,
malı onu azdırabilir. Dindar olanla evlen!” buyuruldu.
İyi soydan gelmenin, hayvanlarda bile önemi büyüktür. Yük
beygiri ile yarış atının arasındaki fark, ırk asâleti bakımındandır. Hâl böyle
olunca, kurulacak yuvaya asil olmayan kadın huzur getiremez. Çocuklarına İslâm
terbiyesi veremez. Çocuklarına ne biliyorsa onu öğretecektir. Bir kabın içinde
ne varsa dışına o sızar. Asil olmayan kadın, yılışık gülüşleriyle nâmûsuna
zarar verir, kocasını sinir hastası eder ve yuvaya geçimsizlik getirir.
Asâlet olmayınca, verilen terbiyenin de fazla te’sîri olmaz.
Bakırı ne kadar silip parlatsanız, üç gün sonra gene kararmaya başlar. Sun’î
parlaklık kısa bir zaman devam edebilir. Altın hiçbir zaman pas tutmaz. Size
sadece tozunu almak düşer.
Dört dörtlük eşler ancak filmlerde olur
Dış görünüşe aldanıp da yanlış karar vermekten sakınmalıdır.
Çünkü evlilik hayatına başladıktan sonra, geri dönmek zordur ve kötü huylu
kimsenin, bundan sonra düzeltilmesi de kolay değildir.
Evlenmek, yuva kurmak, insanın hayatını değiştiren, ömrün
dönüm noktasını meydana getiren bir olaydır. Yanlış bir tercih, insanın
dünyasını karartır. Hattâ insanın âhıretine de te’sîr ederek, sonsuz azâba
sebep olabilir.
Aradığımız ana vasıflar ile birlikte diğer vasıfların çoğu
karşı tarafta var ise, karar vermek için yeterli sayılabilir. Lüzûmundan fazla
ince eleyip sık dokuyan, kendine bir türlü aday beğenemiyen, kolay kolay
evlenemez.
Müstakbel eşler birbirinde aradıkları vasıfları bulurlarsa,
bu, sonraki devreler için iyi bir başlangıç teşkil eder. Bulunması zarûrî lâzım
olan vasıflar, özellikler yoksa, “Ben seviyorum” diyen gençlerin, bu yolda
şuursuzca hareketlerle anne ve babalarını üzmeleri çok yanlıştır. Ana-babalar
da, aranılan vasıflar var ise, sebepsiz yere, meselâ maddî menfaatler yüzünden
gençlerin evlenmesine mâni olmamalıdır.
Dört dörtlük bir eş bulmak zor, hattâ imkânsızdır.
Unutmamalı ki, kusûrsuz dost arayan dostsuz kalır; noksansız eş arayan da eşsiz
kalır. Dört dörtlük eşler ancak filmlerde olur.
Eşlerin birbirlerini tanımalarının birçok yolu vardır. Bugün
çok kimse flört yolunu tercih etmektedir. Flört; kız ve erkeğin arkadaşlık
kurmasıdır. Gerçekte evlenecek gençlerin böyle bir arkadaşlığa aslâ ihtiyaçları
yoktur. Dînen de câiz olmayan bu arkadaşlığın, üstelik birçok mahzûrları da
vardır.
Flörtte bir tuzak vardır. Bu arkadaşlıkta, çok defa kız,
erkek tarafından kandırıldıktan sonra terkedilir. Bu arkadaşlık, gençlerde
gâfilce tecrübelere yol açar. Bu tecrübelerin çoğu, kötü bir mâcerayla
sonuçlanır. Ateşe atılanın yanacağını bilmesi başka, tecrübe için kendini ateşe
atması başkadır.
Flört, akıl-mantık hislerini altüst eder. Bu işin en mühim
özelliği de, sık sık arkadaş değiştirmektir. Kızı kandırıp terkeden erkek hâin,
kandırılan kız da maskara durumuna düşer.
Bu işte çok defa, iffet elden gider. Nâmûslu Müslüman bir
kız için bundan büyük felâket olamaz. Flörtle meydana gelen tahrîk, gençleri
huzursuz, rahatsız ve saldırgan hâle getirir.
Flört, birçok genci serseri, müsrif ve perişan hâle sokar.
Gençler arasında aşağılık kompleksi, kıskançlık, kin, nefret, karamsarlık,
düşmanlık, anarşi ve çeşitli rûhî bunalımlar doğurur. Hattâ intihârlara sebep
olur.
Flört, zamanla tenhâda buluşmaya sevkeder. Sonunda, birçok
gencin başı belâya girer. Önce kızı zorlar, arzûsuna kavuşunca da kızı ayıplar,
düşük karakterli diye ona hakâret eder. Genelde bu hissî eğlencelerden sonra
hep soğukluk olur. Genç erkek, kokladığı çiçekten hemen bıkar, sonra başka
renkte bir çiçek arar. Artık gördüğü bu sahne onu avutmaz. Çünkü ondaki esrar,
onu çeken câzibe, bağ ve düğümler çözülmüştür. O artık başka bir câzibe, daha
esrarlı bir düğüm ister, başka eğlenceleri kovalar. Bu durum evlendikten sonra
da devam eder.
Büyük Amasya
Oteli'nde 50 yılı aşkındır mutlu ve huzurlu bir evlilik süren çiftler ile bir
araya gelerek öğle yemeği yiyen Vali Celaleddin
Lekesiz, yaşlı çiftlerin hatıralarını dinleyerek, çiftlerden mutlu ve uzun
süreli evliliklerin sırlarını öğrendi.
50 yıldır evli
olan Mahmut Neziha Öksüz, 53 yıllık evli Mehmet Sati Yılmaz, 61 yıllık evli
Kemal Nermin Petriç, 51 yıllık evli Selehattin Nurşen Uyarer, 57 yıllık evli
Muammer Solmaz Kiper ve 54 yıllık evli Kemal Süheyla Ahıska çiftleri ile uzun
süre evliliklerini konuşan Vali Lekesiz, yaşlı çiftlere çok daha uzun bir ömür
ile beraberlik diledi.
Uzun ve mutlu
bir evliliğin sırrının görücü usulü ile evlilikte yattığını ifade eden
çiftlerden, 61 yıllık evli Kemal Petriç, "Her zaman için görücü usulü evlilik çok isabetlidir, çünkü anne-
babanın. aile büyüklerin tecrübesi vardır. Herkes kendi kendine evlenirse çabuk
ayrılık oluyor" diye konuşurken, genç çiftlere büyüklerin sözlerinden
çıkmamaları konusunda uyarılarda bulunan Nermin Petriç, "Çocukları olunca büyüklerinden nasihat alsınlar. Biz bunlara
dikkat ettik. Görücü usulü ile evlendik ve çok mutluyuz" dedi.
Eşinin annesinin beğendiğini söyleyen 57 yıllık evli Muammer Solmaz ise görücü usulü ile
evlendiklerini söylerken, 57 sene birbirlerine kötü söz söylemeden
yaşadıklarını ifade eden Solmaz Kiper, "Görücü usulü evlendik, çok güzel oldu çok mutlu yaşadık" diye
konuştu. (İ HA,
03.04.2007)
Sevgi kör eder
Bekârken çok kimseyle görüşen, çok kimseyle eğlenen erkek ve
kızda, evlendikten sonra da çok kimseyle görüşme arzûsu devam eder. Bir kişiye
bağlı kalmak, zamanla onu sıkmaya başlar, onu değişiklik arayışına iter. Bunun
sonucu olarak, her gün gazetelerde boy boy resimlerini gördüğümüz cinâyetler
meydana gelir. Bugün yüzlerce âile bu yüzden perişan olmaktadır. Bir kısmı
hapishanede, bir kısmı da kendini mezarda bulmaktadır. Bir anlık gaflet,
değişiklik arzûsu, kişilerin hem dünyasını, hem de âhıretini karartmaktadır.
Çok gence belki bunlar ma’nâsız gelir. Çünkü birisine
gönlünü kaptıran gence verilecek nasîhat, deli saçması kabûl edilir. Onun için
Peygamber efendimiz, “Sevgi insanı sağır
ve kör eder” buyurmuştur. Sağıra ne anlatsanız duymaz. Görmeyen bir kimseye
en bâriz olayları gösterseniz görmez. Bu bakımdan ileri görüşlü, tecrübeli
sâlih ana-babanın tavsiyelerine de mutlaka uymalıdır! Ana-baba, oğlunun veya
kızının evleneceği kişiye, evlâtlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin
verdiği firâsetle bakar. Ana-baba sadece görünüşe değil, perdenin arkasına da
bakar. Perde gerçeği görmeye mâni olur. İnsanı yanıltır.
BAŞKALAŞMIŞ KADINLAR
Çalışan, iş hayatına alışmış kadının kocasına ve çocuklarına
sağladığı destek sınırlı kalmakta ve aile içindeki rolünü tam yerine
getirememektedir. Bunun için de genelde ailede uyumsuzluk olmakta ve istenilen huzur sağlanamamaktadır. TV
sunucusu ve artisti Selin Dilmen, “Başkalaşmış
kadınlar” başlıklı yazısında bu konuyu şöyle dile getirmektedir:
“Adettir, kadınlar bir araya geldikleri zaman erkeklerden
bahsederler. Ya da en yalnız, en gizli düşüncelerinde erkekler olur.
Konuşmalarda hep erkeklerin olumsuz yanları dökülür ortaya.
Gözlerinin dışarıda olduğundan, futbola ya da eğlenceye düşkünlüklerinden hatta
sorumsuzluklarından dem vurulur.
Kadınlar, eğer kendi erkekleri hakkında bu gerçekleri itiraf
edebilecek kadar samimi değillerse de en azından başka hemcinslerinin başına
gelen tatsızlıkları konu ederler.
Ben iki defa evlendim.
Bu tip sohbetleri fazla olmasa da yaptım. Ve bir daha
evlenmemeye kesin olarak karar verdim. Bunun bir sebebi var.
İlkin erkekler hakikaten kadınlardan farklı yaratılmışlar.
Değişmeleri ve kadınların olmalarını istediği gibi olmaları mümkün değil.
Bir süre önce düşünmeye başladım. Erkeklerin bu olumsuz
yanları bir tesadüf mü diye. Kendi evliliklerimi saymayalım ve bütün hatanın
bende olduğunu farzedelim. İyi de, otuz bir yaşındayım ve bugüne kadar % 100
mutlu giden bir tek evliliğe bile rastlamadım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder