Bağış Yap

Amount :
Other : USD

24 Mart 2013 Pazar

Huzurun Kaynağı Aile


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

EVLİLİK VE AİLE HAYATI


Evlenmenin önemi ve kıymeti
Evlilik çok önemlidir. Çünkü, neslin devamı buna bağlıdır. İnsanların ruhen ve bedenen rahat ve huzur içinde yaşamalarında evliliğin, ailenin büyük rolü vardır. Ayrıca evlilik nefsi, bedeni bir ihtiyaçtır. Peygamber efendimiz;
"İslamiyette ruhbanlık yoktur"
 "Nikah yapmak benim sünnetimdir. Sünnetimi yapmıyan kimse, benden değildir"
“Bedeni ve maddi güç mevcut iken İslamda evlenmemek şeklinde bir uygulama yoktur.” buyurmuştur.
Peygamber efendimiz nikah yapmağı, yani evlenmeyi teşvik buyururdu. Aileye, evliliğe çok önem verirdi. Bunun için evlenme olgunluğuna erişen, nafakasını temin edebilen kimsenin evlenmesi şarttır. 
Bir defasında Resulullah efendimiz gençlere şöyle hitap etti: “ Ey gençler, sizlerden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa evlensin. Çünkü evlilik gözü harama bakmaktan sakındırır, haya ve iffeti korur. Evlenme imkanı olmayanlarınız ise oruç tutsun. Oruç şehveti keser.”

“Şerli olanlarınız bekârlarınızdır”
Evlenme vakti gelmesi için önce, dini öğrenmek, nefsi, dine uyar hale getirmek, gönül sahibi olmak, rüştü, aklı olgunlaşmak lazımdır. Ondan sonra, sünneti yerine getirmek niyeti ile evlenir. Zulmetmek korkusu varsa, bunun evlenmesi tahrîmen mekrûh olur. Peygamber efendimizin Eshabının bekar kalmasını istemezdi:”Şerli olanlarınız bekarlarınızdır” “ Allahü teâlâ, harama düşmekten korkarak evlenene mutlaka yardım eder, “ buyururdu.
Açık gezen, mahrem yerlerini erkeklere teşhîr eden kadınların arasına çalışmak zorunda kalarak, nefslerine aldanmakdan, harâm işlemekten korkanların afîf, temiz müslimân kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkışık durumda olmayan genclerin, ilim ve ahlâk edinmek için çalışması, ancak hayz ve nifâs bilgilerini öğrendikten sonra evlenmesi uygun olur
Buhârâ’da Ahmed bin Hafs isminde bir genç evlenmişti. Birinci gecesi, kız buna, “Hayz ilmini öğrendin mi?” dedi. Hayır deyince, kız “Allahü teâlâ, Kendinizi ve emrinizde olanları ateşden koruyun! buyurdu. Câhil olan nasıl koruyabilir?” dedi. Bu söz gence hoş geldi. Hanımını Allaha emânet ederek, Mervde onbeş sene ilim tahsîl edip imâm-ı Muhammedden de ders aldı. Altı senede de bunları ezberledi. Âlim olarak, zevcesinin yanına döndü. Hocası, buna Ebû Hafs-i kebîr “rahmetullahi teâlâ aleyh” ismini koydu.
Evlenmek istiyen, birkaç defa istihâre etmeli. Hak teâlâya sığınmalı. Nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından koruması için, yalvarmalıdır.
Evlenmek isteyen genç, edebi, hayası, ahlakı olan, dinini, imanını, İslamın şartlarını öğrenmiş, dine uyan, İslamiyetin emrettiği gibi örtünen bir kıza talip olmalıdır. İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır. Malı çok, güzelliği çok olanı aramamalıdır. Mal için, güzellik için, iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır. Hadîs-i şerîfte, “Kadın, yâ malı için veyâ güzelliği için, yâhud dîni için alınır. Siz dîni olanı alınız! Malı için alan, malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, bundan mahrûm kalır”, buyuruldu.
Peygamber efendimiz şartlar oluştuğunda gençlerin hemen evlendirilmesini, geciktirilmemesini emir buyururlardı:
“Dini yaşayışı ve ahlakı iyi biri kızınıza talip olduğunda ona verin. Vermez geri çevirirseniz, o zaman yer yüzünde fitne ve fesat yayılır”
“Acele etmek, şeytandandır. Beş şey bundan müstesnâdır: Kızını evlendirmek, borcunu ödemek, cenâze hizmetlerini çabuk yapmak, misafiri doyurmak, günah yapınca hemen tevbe etmek”
Bir defasında da Hazret-i Ali’ye şöyle buyurdu:
“Yâ Ali! Üç şeyi geciktirme! Namazı evvel vaktinde kıl! Hazırlanmış cenâze namazını hemen kıl! Dul veya kızı, küfvü, dengi isteyince, hemen ver!”  Yâni, namazını kılan ve günah işlemiyen ve nafakasını helâlden kazanan birini bulunca, hemen ona ver buyuruldu.
 
 “Kızımı kime vereyim?”
             Hazret-i Hasan’a birisi sordu:
- Kızımı çok isteyen var kime vereyim?
Hazret-i Hasan şöyle çevap verdi:
- Sen kızını, dindar güzel ahlaklı birine ver. Böyle bir genç kızını severse ona değer verir, onu hoş tutar. Sevmezse, ona zulmetmez.
Evlenme hususunda Kur’an-ı kerimde mealen şöyle buyurulmaktadır:
“ Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. “(Nur: 32)
“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (Rum: 21)

EVLENMENIN FAYDALARI

Evlenmenin faydalarından bazıları şunlardır:
1- Neslin devamı için evlilik şarttır. Bunun için evlilikten maksadın biri de çocuk sahibi olmaktır. Ana baba çocukları sebebi ile hem nesli devam eder hem de dünyada ve ahırette birçok nimetlere kavuşur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Öldükten sonra sevabı kesilmiyen iyi işlerden biri de, salih evlat yetiştirmektir. Ana-babası öldükten sonra böyle evladın ettiği duâlar, ana-babasına ulaşır.”
Çocuk, ana-babasından önce küçükken ölür, ebeveyni de bu acıya katlanırsa, çocuk onlara ahırette şefaatçı olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Çocuğa Cennete gir, denir.  "Ana-babamı almadan girmem" der. Sonra ana-babası ile Cennete girer.”
2- Evlenmeyen kimse, gözünü haramlardan koruyamaz. Evlilik, şeytanın kötülük yapmasına mani olur ve dinini korumaya yardım eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
“Evlenen, dininin yarısını korumuştur. Artık diğer yarısını korumak için de Allaha karşı gelmekten sakının!”
“Şükreden kalbe, zikreden dile ve ahıret hususunda size yardımcı olacak saliha bir hanıma sahip olmaya çalışın!” hadis-i şerifinde hanımın, zikir ve şükürle beraber buyurulması, saliha hanımların bir nimet olduğunu göstermektedir. Kadın dinini korumakta yardımcıdır.

Saliha kadının özellikleri
Hz. Ömer buyurdu ki: “İmandan sonra, iyi bir hanımdan daha büyük nimet yoktur.”
Ahmed bin Harb hazretleri saliha kadının özelliklerini şöyle bildirir:
- Beş vakit namazını kılar.
- Kocasına itaat eder.
- Her işinde Cenab-ı Hakkın rızasını gözetir.
- Gıybet ve dedikodudan uzak durur.
- Kanaat sahibidir.
- Belalara karşı sabır ve metanet sahibidir.
3- Kadınların huysuzluklarına ve onların ihtiyaçlarını temin için sabretmek, üstün ibâdetlerdendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Günahlardan bir günah vardır ki, ailesinden çektiği sıkıntıdan başka birşey ona keffaret olmaz.”
4- Evlilik bedenin fizyolojik bir ihtiyacıdır. Evlenmeyen kimseler genelikle psikolojik yönden rahatsızlanır; ruhi yönden dengesi bozulur. Huzuru olmaz. Bu da ibadetlerine, işine yansır. İnsanın bedenen ve ruhen rahat olmasında evlenmenin büyük rolü vardır. Bunun için dikkatlice bakınca evlenmemiş kimselerin çoğunun ruhî yönden dengelerinin bozuk olduğu görülür.

Evliler daha sağlıklı
ABD'de yapılan bir araştırma, evlilerin bekarlara göre daha sağlıklı olduklarını ortaya koydu. ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi tarafından 127545 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırmanın sonuçlarına göre, evlilerin daha sağlıklı olduğu belirtilirken, bunun evli çiftlerin birbirlerini sosyal ve psikolojik açıdan desteklemelerinden ve daha sağlıklı bir yaşam tarzı için cesaretlendirmelerinden kaynaklandığı ifade edildi.
Araştırma, evlilerin daha az baş ağrısı ve daha az psikolojik baskı yaşadığını da ortaya koyarken, yine evlilerin bekarlara nazaran  fiziksel açıdan daha aktif olduklarını gösterdi.

Evlilik yaşı önemli
Şartlar müsait olduğunda evliliği geciktirmemelidir. Evlilik yaşı erkeklerde 18-25’tir. Yirmi beşten sonra seçicilik ve kararsızlık başlar. Bunun için gençler, genç yaşta iken evlendirilmelidir. Yaş ilerledikçe gençlerde evlenmekten korku fobisi gelişir. Yaş ilerledikçe bu korku daha da artar. Müzmin hale gelir.
Bir doktor arkadaşım vardı. Buna, üniversiteyi bitirdin, yaşın da yirmi beş oldu. Gel seni evlendirelim, dedim. Önüme on maddelik evleneceği kızda aradığı özellikleri koydu. Kendisine, böyle şartlar ancak mal siparişlerinde gerçekleşebilir. Gel sen bu şartlardan vazgeç. Olması mümkün şartlar iste dedim. O da buna yanaşmadı.
Onbeş sene sonra aynı arkadaşla tekrar karşılaştık. Bir bakanlıkta genel müdür olmuş. İlk sorum, evlendin mi oldu. Hayır dedi. Yardımcı olmuyorsun ki, evleneyem dedi. Eski şartların hâlâ geçerli mi, diye sordum. Evet, dedi. Hatta ilavesi var dedi. İlavesini sordum. Ben ihtisas yaptım, bunun için ihtisas yapmış kapalı bir hanım istiyorum, dedi. Ben de anlaşıldı senin evlenmeye niyetin yok dedim.
Olacak ya, ertesi gün bir arkadaşım aradı, komşumuz bir doktor hanım var, evlenmek istiyor yardımcı olabilir misin? dedi. Baktım bizim doktorun şartlarına uyuyor. Doktoru aradım, görüşelim dedi. Neticede görüştüler. Fakat bir hafta geçti bizim doktordan ses seda yok. Kendisini aradım, ne oldu kızcağıza niçin cevap vermiyorsun, diye sordum.
Abi, dedi. Bu kadar da tesadüfe pes doğrusu. Doktor hanımda aradığım bütün şartlar mevcut. O zaman niçin duruyorsun, dedim. Fakat abi ben korkuyorum, cesaretim yok. Onun için kusura bakmayın, bu iş kalsın dedi.
Çünkü yaşı kırkı bulmuştu, korku müzmin hale gelmişti. Hani meşhur bir söz var, otuzuna kadar evlenemeyen, artık evlenemez, kırkına kadar zengin olmayan, artık zengin olamaz.
Bunun için genç yaşta işi bitirmek lazım. Gençlerin kaynaşması, birbirlerine alışması bu yaşlarda daha kolay olur. Zaten eşlerin her hali ile uyuşması mümkün değildir. Yumurta ikizleri iki kardeş bile farklı karakterde oluyor. Aynı karakterde, huyda olmuyor. Eşlerin birinin diğerinin fokokopisi gibi aynen benzemesi mükün olmayacağını göre, işin ortasını bulmak lazımdır.
Bu da zamanla hal olur. Bunun için evliliğin ilk ayları, ilk yılları biraz sıkıntılı geçebilir. Zamanla eşler birbirini tanır. Nerede nasıl davranırsa tepki alacaklarını eşler öğrenir, buna göre davranarak evlilik huzurlu bir şekilde devam eder.

Nimet varsa külfet de olur
Her nimet bir külfet mukabilidir. Evlilik te büyük bir nimet olduğuna göre, bunun da bazı külfetleri olacak. Dikensiz gül arayan gülden mahrum kalır. Sadece evlilikte değil, zaten hayat başlıbaşına dikenli bir yoldur. Hayat sıkıntılı diye yaşamaktan vaz geçecek değiliz ya.
Nikahlanmak istiyen, birkaç defa istihare etmeli. Hak teâlâya sığınmalı. Nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından koruması için, yalvarmalıdır.
Hz. Abdullah İbn Mes'ud: "Ömrümden on gün kalsa bile, Cenab-ı Hakk'ın huzuruna bekar çıkmamak için yeniden evlenmek isterdim", demiştir.
Beşir İbn Haris evlenmemişti. Öldükten sonra dostlarından biri onu rüyada gördü ve "Rabbin sana nasıl muamele etti?" diye sordu. "Rabbim beni Cennetine soktu. Fakat, evli olanlar derecesine yükselemedim", dedi.
Hz. Ebu Bekir : "Her şehvet kalbi karartır, ancak, ailesi ile olan beraberlik kalbi safileştirir", buyurmuştur.

AMERİKALI BAYAN LAURA’NIN

EVLİLİĞİ KURTARMA REÇETESİ

Aktüel dergisinde Eda Göklü’nün çok entresan bir yazısı yayınlanmıştı. Bu yazıda Amerakalı reklamcı bir kadının evlilik tecrübeleri anlatılıyordu. Özeti şuydu:
Laura Doyle'un da en büyük isteği evliliğinin iyi yürümesiydi. Ama kocasının daha romantik, anlayışlı, açıkçası tam da "kendi istediği gibi" olmasını beklerken o tam tersi bir tavır takınınca, yalnız ve mutsuz bir kadın oldu giderek. Kocasına yeniden aşık olması gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayaldi artık.
O da radikal bir kararla, hayatında ilk kez, kontrolü tamamen erkeğinin ellerine bıraktı. Aslında pes etmişti; ne onun dediklerine karşı geliyordu, ne de kararlarını eleştiriyordu. Akşam programlarını bile ona bırakmıştı onca yıl sonra.
Ve beklenmeyen bir şey oldu: Hep hayalini kurduğu erkek karşısındaydı... Kocası da, evliliği de değişmişti. Yıllar boyunca kadınların erkeklerle eşit olmak için savaşmaları, bunun için direnmeleri boşunaydı sanki.
37 yaşındaki reklam yazarı Doyle, kendisinden on yaş büyük Internet tasarımcısı eşi John Doyle ile yıllar sonra yeniden mutlu olabilmelerini "kocasına teslim olmanın" sağladığını söylüyor. Hem de cinsellikten duygusallığa uzanan çok geniş anlamda bir teslimiyet onun sözünü ettiği: "Bütün gayeniz kocanızı memnun etmek olsun, kendiniz için bir beklentiniz olmasın!" diyor esas olarak kadınlara. Yazının tamamını okuduktan sonra, “Bizim eski aile yapısına kurallarına, ne kadar benziyor. Sanki tıpkısının aynısı” demekten insan kendini alamıyor.

Bu karara nasıl vardı?
Bu karara nasıl vardı? Hikâye bundan altı yıl önce, Laura ve John Doyle'un evliliklerinin dördüncü yılında başlıyor. Birşeylerin yolunda gitmediğini fark eden ve son çare olarak grup terapileri ile Amerikalılar'ın buluşu, tipik "evliliği kurtarma" seminerleri arasında koşturup duran Laura, buradan da bir netice alamayınca, en sonunda asıl yöntemin büyükannesininki olduğuna karar verir. Mutlu bir evliliğe giden yolun, kocasının söylediği herşeye "evet" demekte gizli olduğunu keşfeder.
Bu büyük "buluş" tan itibaren, ilişkilerindeki herşey tam tersine dönüyor. Terapistlerin sürekli yinelediği "meseleleri konuşup tartışarak çözümleme"nin büyük bir yalan, ilişkide sözü geçer bir birey olarak ayakta kalmaya çalışmasının baştan kaybedilmiş bir savaş olduğunu görüyor çünkü.
Yaşayarak bulduğu bu yeni metod, önce onun evliliğini kurtarıyor. Sonra da başka mutsuz kadınlara tutku ve aşk dolu evliliğin ipuçlarını vermeye soyunuyor Laura. Hem de feminist çevrelerin bir nevi "kölelik" olarak yorumladığı yöntemini, kitabı, ülkenin dört bir yanında yoğun ilgiyle karşılanan seminerleri ve internetteki sitesiyle de destekleyerek...
Kendi imkanları ile bastırıp elden ele dağıttığı,  “Kocasına Teslim Olan Eş: Erkeğinizle Yakınlık, Tutku ve Barış Sağlamaya Giden Pratik Yol" (The Surrendered Wife: A Practical Guide to Finding Intimacy, Passion and Peace with Your Man)  adlı kitabı, binlerce Amerikalı kadının ardından İngiliz kadınların da el kitapçığı olma yolunda.
Amerika'da birçok çiftin evliliğine sihirli bir değnek gibi dokunan kitabın elde ettiği başarı artık küçümsenemeyecek durumda.
Laura, kitabı kaleme aldığı günden bu yana, kocalarıyla istedikleri diyaloğu kuramayan binlerce Amerikalı kadına seminerler düzenleyerek yuvalarını kurtardı.

“Teslim olmak şart”
Bu seminerler ne işe yarıyor diye sorarsanız, cevap Laura Doyle'un izinden gidip evliliğinde mutluluğu yakalayan "kocasına teslim olmuş" kadınlardan geliyor: "Bu seminerler sonrasında farkına vardım ki aslında evliliğimdeki en büyük mesele, benmişim" diye anlatıyor Carole Fitzgerald. Evliliğinin bir batağa saplandığını görünce, bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Laura Doyle'un seminerine katılmış ve hayatı değişmiş. "Olaylara başka bir açıdan bakmayı öğrendim. Kocamı olduğu gibi kabullenip ona her anlamda güvenmem gerektiğini kavradım" diyor bayan Fitzgerald ve ekliyor: "Bir zamanlar aşık olduğum bir adamı değiştirmeye çalışmam çok saçmaydı aslında."
 “Eğer kendinizi kocanızdan daha üstün görüyor; kocanız söylediğiniz her şeyi yaptığı takdirde meselelerin biteceğine inanıyor, ya da o küçük bir erkek çocuğuymuşçasına anne tavrı takınıyorsanız Laura Doyle'a göre sizin de eğitilmeniz gerekiyor. Çünkü bu seminerler sizin yeniden beraber gülebilmenizi; para konusunda tartışmaların son bulmasını; dahası yeniden kocanızla büyük bir aşk yaşamanızı sağlayacak! Laura Doyle öyle diyor.
"Kadın - erkek eşitliği" kavramını hiçe sayan bu anti-feminist eylemin önlenemez çıkışı tepki alıyor almasına ama birçok farklı kesimde de yakın ilgili topluyor.
Yine de Laura iddiaları reddediyor. Kendini hâlâ bir feminist olarak tanımladığını söylüyor üstelik ve açıklıyor: "Çünkü teslim olmak demek, erkeğin kölesi olmak anlamına gelmiyor. Feministlikte gaye kadının, menfaati, huzuru ise bunlar fazlasıyla sağlanıyor. " İleriye sürdüğü ve dünyaya pazarlamaya hazırlandığı bu "kurtarıcı çözüm"ün, tamamen deneme yanılma yöntemi sonucu ulaştığı bir gerçek olduğunda ısrarlı.
"Hayatım boyunca John'a ne yapması gerektiğini söyledim. Ama ben üsteledikçe, o kendisini geri çekti ve isteklerimin tam tersini yapmaya başladı." Onu çıldırtan da bu tepkisel tavır olmuş zaten. Şimdi ise çok mutlu; çünkü elbisesinden yemeğine kadar her şeyi artık John seçiyor. Ve sorumluluk duygusundan feragat ettiği gibi onu suçlamaktan da vazgeçerek iç huzuruna kavuşmuş Laura Doyle. Şimdi sıra diğer mutsuz eşlerde...
Laura Doyle'un kuralı "sen nasıl istersen..."  Birçok kadın için telaffuz etmesi zor bir cümle. Ama tabii ki insanın kendini kocasına teslim etmesinin de kuralları var; en başta tüm alışkanlıklarınızdan ve tavırlarınızdan vazgeçmeniz gerekiyor. "Tek bir tarafın teslimiyeti ürkütücü gelebilir belki ama ödülün mutlu ve tutkulu bir evlilik olduğu düşünülürse hiç de korkmaya gerek yok" diye anlatıyor Doyle.
Referans olarak “Rutgers Ulusal Evlilik Projesi” tarafından kısa süre önce açıklanan bir araştırma sonucunu gösteriyor: Bu araştırmaya göre Amerika'daki evliliklerin yüzde 50'si boşanmayla sonuçlanıyor. Geriye kalan yüzde 50'nin yarısını ise mutsuz olmalarına rağmen evliliği yürütmeye çalışanlar oluşturuyor.
 O yüzden mutluluk hayalleriyle evlenen insanların bir arada kalabilmeleri ve bu beraberlikten huzur duyabilmeleri için birilerinin fedakarlık yapması şart. Bahsi geçen fedakarlıklar ise, Laura'ya göre aslında basit şeyler: Dırdır etmeyin, kocanızın ne giyeceğinden nasıl konuşacağına kadar hiçbir şeyine müdahale etmeyin, onun her an peşinde koşturup duran annesi değil, arzuladığı kadını olun. Tabii tüm bunları bir sabah uyanıp yapmak kolay değil.
Öncelikle yapılması gereken bugüne kadar kadınların nasıl davranması gerektiği konusunda söylenen herşeyi unutmak. Tüm bu "yapılması gerekenler listesi" ne kadar garip gelse de, anlaşılması kolay ama uygulaması bir o kadar zor maddeler içeriyor. İşte mutlu evliliğin kapısını açacak "altın kurallar..." 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder