Bunun
gibi, dünyanın bir de sosyal kanunları vardır. Bu kanunlara uymak insanın rahat
ve huzur içinde yaşamasını sağlar. Bunlara uyulmazsa, toplumların dengesi
bozulur; dünya sıkıntı ve ızdırap yeri olur. Çekilmez hale gelir.
Bütün
toplumlar aile üzerine kurulmuştur. Aileler toplumun temel taşlarıdır. Aile
olmazsa veya ailede taşlar yerine oturmamışsa o toplumda huzur olmaz. Bu sosyal
bir kanundur. Allahü teâlâ toplumu bu denge üzerine yaratmıştır. Aile yoksa
veya aile fertleri görevlerini yerine getirmiyorsa, evde babanın otoritesi
yoksa, aile fertleri babaya saygıda kusur ediyorsa o toplumda huzur ve sükün
olmaz.
Ayı’nın iyiliği
Bugün
bütün dünyada, insanın bindiği dalı kesmesi gibi, toplumun huzur kaynağı olan
ailenin yıkılması için bazı güç odakları tarafından büyük bir çaba
sarfediliyor. İşin garibi bu faaliyetler de hürriyet, özgürlük adına
akıllarınca ailede babanın dışında diğer fertlere iyilik olsun diye yapılıyor.
Bu iyilik, ayının yaptığı iyiliğe benziyor:
Adamın
biri ayıyı ölümden kurtarır. Ayı adamın yaptığı iyiliğe karşılık olarak bir
petek bal getirir. Adam afiyetle balı yer. Bir müddet sonra da uyur. Yüzündeki
tatlı bulaşığına sinekler konmaya başlar. Ayı, sineklerin adamı rahatsız
etmesine üzülür. Sinekleri öldürmeye karar verir. Eline aldığı büyük bir kaya
parçasını adamın yüzündeki sineklerin üzerine bırakır. Böylece adamı
sineklerden kurtarır. Fakat adamın yüzünü de yamyassı yapar.
İşte
bugün özgürlük adı altında ailede kadına yapılmak istenen budur. Allahü teâlâ
insanı zaten hür olarak yaratmış fakat, hür demek her istediğini yapmak demek
değildir. Yani boşıboşluk değildir. Hür insan kendine çizilen sınırlar
dahilinde istediğini yapan kimse demektir. Bu sınırı da, onu yaratan çizer,
yaratılanın (insanın) çizdiği sınır ile yapılan iyilik ayının yaptığı iyilikten
farklı olmaz.
Bugün
Batı’da zaten aile mefhumu neredeyse kalmadı. Aile ortadan kalkınca da, alkol,
uyuşturucu, fuhuş, her türlü cinsi sapıklık da diz boyu. Bunun neticesi olarak
ta boşanma oranları her yıl hızla artmaktadır.
Ülkemiz
bu konuda da maalesef hızla Batı’ya ulaşma yarışında. Gazetelerde yayınlanan
bir araştırma sonucu bu konuda alınan mesafeyi göstermesi bakımından çok ibret
vericidir: Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, Türkiye'de boşananların
sayısı yüzde 40 oranında artış var. Boşanmaların birinci sebebi de karşılıklı “aldatma” yani zina. Boşananların çoğu
da eğitim seviyesi yüksek olanlar.
Ekonomik özgürlük
Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Işık Sayıl, yaptığı
açıklamada, boşanma oranlarındaki artışı, ''insanların
evlilik kurumuna verdiği değerin azalması''na bağlıyor. Kadınların “ekonomik özgürlük” kazanmasının ve “eğitim seviyesindeki artış”ın etkili
olduğunu söylüyor.
Prof.
Dr. Işık Sayıl, ''toplumda eşler
anlaşamıyorsa ayrılmalıdır' gibi yanlış bir anlayışın olduğunu belirterek, “ayrılık çözüm değil, daha büyük
sıkıntıların kaynağıdır'' diyor. Çünkü ayrılık demek, huzur kaynağı ailenin
dağılması, sahipsiz kalması, çocukların sokağa düşmesi demektir.
Aileye sağlanan maddi desteğin, aileyi
rahatlatacağı, böylece aile yuvasını sağlamlaştıracağı; yine kadının eğitim
seviyesinin yükseltilmesi, eğitimli kadına dayalı huzurlu sağlam bir aile
ortamı sağlaması beklenirken, tam tersine, bu iki unsurun aileyi yıkmakta baş
rol oynaması hayli düşündürücü değil mi? Sizce bu işte bir terslik yok mu, ne
dersiniz?
EŞİT OLMAK MI HUZURLU OLMAK MI İSTERSİNİZ?
Batı, aileyi
yıkım faaliyetinde en çok, ailenin temelini teşkil eden kadını istismar etmektedir. Onlar da çok
iyi biliyorlar ki, ailenin temel taşı olan kadın yerinden sökülürse yıkım
kendiliğinden gerçekleşmiş olacak.
Son 60-70 yıldır,
kadının iyiliği için, kadını kurtarmak için yapılan her faaliyet kadını daha da
zor durumda bırakmış olup,onu ayrıca büyük bir çıkmaza sürüklemektedir. Kadını
özgürleştirmek, kocasına bağımlılıktan kurtarmak adına yapılan çalışmalar, onun
özgürlüğünü daha da kısıtlıyor; koca bağımlığından kurtulan kadınlar başka
yerlere daha çok bağımlı olmak zorunda bırakılıyor. Yağmurdan kaçayım derken
doluya tutuluyor kadın. Dimyad’a pirince giderken evdeki bulgurdan da mahrum kalıyor.
Geriye dönüşü olmadığı için de, şunun bunun oyuncağı olarak perişan bir halde
hayatını tamamlıyor. Kurda kuşa yem oluyor. Bu da, zaten nazik ve hassas yapılı
olan kadını yıpratıyor. Depresyona ve çeşitli hastalıklara sebep oluyor.
Kadınlar bunalımda!
Nitekim son
zamanlarda yaptıkları ilmi çalışmalarda uzmanlar;
kadınların son yüzyılda kazandıkları özgürlüklerin sağlıklarına zararlı olduğu,
bu özgürlüklerin yol açtığı stresin sonucu olarak sigara, alkol ve uyuşturucu
gibi kötü alışkanlıkların etkisi ile ömürlerinin kısaldığı yorumunda
bulunuyorlar. Bir müddet sonra erkeğin ortalama ömür açısından kadını geçeceği
tahmininde bulunuyorlar. Bilim adamları, genç kadınlar arasında alkol,
uyuşturucu, fuhuş ve sigara tüketimi ile stresin arttığını ve bunun sonucu
olarak ömürlerinin kısalmasının kaçınılmaz olacağını savunuyorlar.
Bu
konu ile ilgili raporu hazırlayan Continuous
Mortality Investigation Bureau adlı özel araştırma şirketinin direktörü Tony Leonardo, kadın ömründe kısalma
trendinin bu şekilde sürmesi halinde kadın ve erkeğin ortalama ömürlerinin bir
noktada eşitleneceğini ve sonra erkeğin ortalama ömür konusunda kadını
geçeceğini söylüyor.
Bu tehlikeli
gelişmeyi gören bazı Batılı devletler şimdiden tedbir almaya başlamış. (A.A)’nın “ Hollanda’da
geleneksel aileye dönüş” Başlıklı
haberinin özeti şöyle:
“Hollanda'da,
ailelerde erkek ve kadının rol dağılımında, geleneksel yapıya dönüş başladı.
Merkez İstatistik Bürosu'nun verilerine göre, çalışan kadınlar arasında tam gün
yerine yarım gün çalışma tercih ediliyor, kadınlar giderek evine ve çocuklarına
daha çok zaman ayırıyor. Karı- koca tam gün çalışanların sayısında 1980 ve
1990'lı yıllarda görülen artış tersine döndü. Erkeğin tam gün çalıştığı
ailelerde çalışan kadın sayısı azaldı. Son 10 yılda tam gün çalışan kadınların
yaklaşık yüzde 44'ü yarım gün çalışmaya başladı. Hollanda'da halen 18 yaşın
altında çocuğu olan ailelerin yüzde 30'unda geleneksel yapı hakim görülüyor.
Erkek çalışırken kadın evinde çocuklarına bakıyor.”
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren bütün hayatı sahnede, Türk
Sanat Müziği’ni icra etmekle geçen Müzeyyen
Senar, HABERTÜRK’te Gülgûn Feyman’a huzurlu aile özlemini şöyle dile
getiriyor: “Üç evlilik yaptım üçünde de
başarılı olamadım. Ne sahne ne başka bir şey isterdim. Bir erkekle ömür boyu
aile hayatı yaşamak isterdim.” (10.5.2005)
Matematiksel eşitlik
Ailede görev ve
sorumlulukların yeniden yorumlanması ile kadın erkek eşitliği adı altında evde
baba otoritesi yıkılmak istenmektedir. Halbuki sosyal hayatta matematiksel
olarak eşitlik yoktur.
Her iş yerinde,
eşit olmamalarına, farklı konumda olmalarına rağmen çalışanlar iş yeri sahibini
veya müdürünü memnun etmek için elinden gelen gayreti gösterir. Bunun gibi aile
fertlerinin de ailenin reisi olan babayı kendilerinden üstün görüp onu memnun
etmek için gayret etmeleri eşitsizlik değildir. Aslında babaya iyilik, aile
fertlerinin kendilerine iyilik etmeleri demektir. Çünkü, babanın zarar görmesi,
ailenin bütün fertlerine müteselsilen intikal eder. Babanın iyi, rahat ve
huzurlu olması fertleri etkiler. Aileyi yıkmak için o kadar yoğun propaganda
yapılıyor ki, bu gerçekler kimsenin aklına gelmiyor. Aile fertleri, -özellikle
evin kadını- şuursuzca bindikleri dalı
kestiklerinin farkında değiller. Eşit olmak uğruna huzurlarını yok ediyorlar.
BİR İHTİYARIN KIZINA NASİHATI
Sevgili
kızım, dünyadaki bütün insanlar mesûd olmak ister. Fakat, mesûd olan, pek
azdır. Neden bu böyledir? Çünkü, saadetin neden ibâret olduğu bilinmiyor. Asıl
iş, saadetin ne olduğunu bilimektedir.
Saadet,
yalnız dünya saadetinden ibâret değildir. Aksine, asıl saadet âhıret saadetini
elde etmektir. Âhıret saadeti nasıl elde edilir? Âhıret saadeti için Allahü
teâlânın emirlerine yâni Kur'an-ı kerime ve Peygamberimizin sözlerine itaat
etmek lâzımdır.
Allahü
teâlânın emirleri arasında: Öldükten sonra tekrar dirilimek, yâni âhırete
inanmak da vardır. Cenâb-ı Hak âhıretin nihâyetsiz olduğunu, ebedî olduğunu
bize bildiriyor. Dünya hayatı ise, sayılı günlerden ibârettir.
O
hâlde, saadet iki başlı demektir. Biri âhıret saadeti, öteki dünya saadeti. Bu
iki saadetten hangisi önemlidir? Bunu akıl ve izân sahibi insanlar kolaylıkla
anlıyabilir. Aklımız ve izânımız âhıret hayatının, dünya hayatı ile mukayese
edilemiyecek kadar önemli olduğunu bize gösterir.
İnsan olmanın ilk şartı
Buna
rağmen, insanların dünya için gösterdikleri gayret ve çalışmaların onda birini
bile âhıret için göstermedikleri meydandadır. Bunun âkıbetinin ne kadar acı ve
ne kadar korkunç olduğuna acaba inanmıyor muyuz? İnanmıyorsak, kurtuluş ümidi
yoktur. Allahü teâlâya inanmıyanların yeri ebedî olarak Cehennemde yanmaktır.
Eğer inanıyorsak, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak bir gaflet ve bir dalâlettir. Bu uykudan uyanamıyanlara
yazıklar olsun.
Dünya
saadeti için söz söyleyenler, kitap yazanlar ve bunu dikkatle okuyanlar,
dinleyenler çoktur. Âhıret saadetine gelince: Buna dâir Hakkın kitabı (Kur'an-ı
kerim) ve Peygamberimizin sözleri (hadis-i şerif) ve din âlimlerinin binlerce
kitapları vardır.
Fakat, bugün artık bunları okuyan, bunları
söyleyen, söyleyenleri ve yazanları dinleyen az insan kalmıştır. Çok önemli
olan âhıret saadeti âdetâ unutulmuş, sanki böyle birşey yokmuş gibi bir gaflet
içinde bulunmaktayız. Bu ise, felaketin en tehlikelisi ve âkıbetlerin en
korkuncudur.
İşte
kızım, benim yazılarımın asıl maksadı, seni bu korkunç felaketten kurtarmaktır.
Yâni seni Cehennem denen büyük ateşten korumaktır. Sen idrâkin ve anlayışın
nisbetinde, bu yazılarımdan hisse alacaksın. Cenâb-ı Hak seni hakîkati iyice
anlayacaklardan ve bu anlayışa göre hareket edenlerden eylesin! Âmîn.
Sevgili
kızım, din âlimlerinin yazdıkları kitaplar var iken, ayrıca benim nasihat
vermemin lüzûmsuz olduğunu belki düşünebilirsin. Fakat böyle düşünmek doğru
değildir. Çünkü, çocuğunun saadetini isteyen bir baba, yalnız dünyanın kısa saadetini
değil, âhıretin sonsuz saadetini de, çocuğuna bildirmekle vazîfelidir. Babaya
bu vazîfeyi veren cenâb-ı Haktır.
Bir
çocuk ne kadar kayıtsız olursa olsun, babasının kendisi için yazdıklarını merâk
ederek hiç değilse, bir kere okur. Bu yazılardan ders alacak anlayış ve
uyanıklığı da gösterirse, kendisini kurtarmış olur.
Dünya hayatımızdaki en zor imtihan
Sevgili
kızım, bir genç kız için iffet, namuskârlık çok önemlidir. Allahü teâlâ, insan
neslini devam ettirmek için, erkek ve kadınları birbirlerine karşı câzib
kılmıştır. Aynı zamanda, bu kuvvetli duygu karşısında, insanları dünyada çetin
bir imtihana tâbi tutmuştur.
Dünyadaki
kısa ömrümüz içinde, en zor imtihan iffet imtihanıdır. Bu imtihanda kazanan bir
insan, dünya ve âhıretin kahramânıdır. İnsanların kemâli (yâni kusursuz olması)
veya insanın düşüklüğü, daha ziyâde iffet işinde belli olur. Allahü teâlâ,
Kur'an-ı kerimin birçok yerinde, iffetini muhâfaza edenlere, büyük mükâfâtlar
vaat etmiş ve müjdeler vermiştir. İffetini muhâfaza etmeyenlere de, Cehennem
azâbını göstermiştir.
İnsan
günahlarının belki de yüzde doksanı, iffet mevzû'u içindedir. İffetsiz insan,
Allahü teâlânın indinde günahkâr olduğu gibi, insan topluluğu içinde de,
günahkâr ve şerefsizdir. Erkeklik ve dişilik duyguları insanlarda da, hayvânda
da vardır. Hayvânlarda utanma hissi olmadığı için, onlar, bu duygularını
gizlemezler. İnsanlar ise, (hayâ) şeref ve haysiyyet duygularına sahip
oldukları için, erkeklik ve dişilik hislerine karşı çeşidli ve meşru yolları
ararlar.
Bir
insanın ve bir âilenin şerefi ve îtibarı, bu duygu karşısındaki tutumu ile
ölçülür. Zengin ve çok güzel bir kadın, eğer iffetsiz ise, toplumda değeri
yoktur. İtibarı kırıktır. Cemiyet nazârında, o bir kötü kadındır. Fakir ve afîf
bir kadın ise, her yerde, her zaman îtibarlıdır. Hurmete lâyıktır.
Bu
söylediklerimiz, normal ve temiz bir cemiyetin iffet ölçüleridir. İffet
kâidelerini ayaklar altına almış azgın bir hayvân sürüsü gibi, yalnız hayvânî
hisleri peşinde koşan insan toplulukları, bu sözlerle alay ederler. Onlar için
konuşulacak sözümüz yoktur. Yalnız onlara “Allahü teâlâ islâh etsin”
diyebiliriz.
Dünyadaki
pek çok rezâletler, cinâyetler, kavgalar, kıskançlıklar, hülâsa bütün
fenalıklar, iffetsizlik yüzünden meydana gelmektedir.
İnsanların
pek çoğu, iffetsizliğin fenalıklarını bildikleri hâlde, kendilerini bu fena
yollara sapmaktan alıkoyamazlar. Bu kuvvetli duygu karşısında, insanları zapt
edecek, onları selâmet yoluna çıkaracak çâreler nelerdir?
Bu,
terbiye ve ahlâk mes'elesidir. Din, ahlâk demektir demiştik. Bu mühim mevzû'da
da yine din terbiyesi birinci plânda rol oynamaktadır. Allahü teâlâdan
korkmasını öğrenmiş, hakîkaten Allahü teâlâdan korkan bir insan iffetsiz
olamaz.
Herkesten, her yerde sana zarar gelebilir
Kızım!
Belki babanın ömrü, seni korumaya kifâyet etmeyecektir. Annen, belki seni her
yerde, her zaman tâkîb edemiyecektir. Bu takdîrde, sen sahipsiz, tehlikeler
karşısında âciz bir mahlûk olarak, ahlâksızların elinde bir oyuncak mı
olacaksın? Allahü teâlâ, seni bu âkıbetten muhâfaza etsin! Âmîn. Seni evvelâ
Allahü teâlânın büyüklüğüne ve Onun himâyesine emânet ederim. Ondan sonra da,
yine Allahü teâlânın sana verdiği aklını kullanarak, bu tehlikelere düşmemeye
çalışmanı sana tavsiye ederim.
Kızım,
öyle bir zamanda, öyle bir mekânda yaşıyacaksın ki, herkesten, her yerde sana
zarar gelebilir. Bu zarar, senin parana, puluna değil, iffet, şeref ve
haysiyetinedir. Paraya olan zarar telâfî edilebilir. Mânevi zarâr, yerine
konamaz.
Böyle
bir zarara uğramamak için Allahın emrettiği gibi yaşamalısın. Bunun için
çocuklarımıza Allahü teâlânın korkusunu öğretmeye çalışmak bizim için en başta
gelen vazîfe olmalıdır.
Allahü
teâlâdan korkmak için, Allahü teâlâyı iyi bilimek lâzımdır. Allahü teâlâyı
bilimek için, onun büyüklüğünü ve sıfatlarını öğrenmek mecbûriyetindeyiz.
Allahü teâlâyı hiç düşünmeyen bir topluluk için, Allahü teâlânın korkusuna
sahip olmak kolay değildir. Allahü teâlâdan korkmak da, bir bilgi, bir çalışma
ve bir gayret işidir. Durup dururken, Allahü teâlânın korkusu meydana gelmez.
Bu korkuyu, Allahü teâlâ dilediği kuluna kolaylıkla da verir. Allahü teâlâdan
korkmak, bir insan için iyi alâmettir.
Bilhâssa
büyük şehirlerde iffet işi tehlikeli bir istikâmettedir. Bir genç kızın, kendi
başına yalnız kendi aklı ve idrâki ile iffetini muhâfaza etmesi, cidden güçtür.
O genç kız, (eğer biraz da güzelse), hâtıra ve hayâle gelmeyen tehlikelerle
çevrilimiş demektir.
Bu
tehlike, mektepte, yollarda, otobüste, komşularda, hattâ evinin içinde yakasını
bırakmaz. Hele o kızcağız kadınlık duygusuna karşı koymasını bilimeyecek
derecede zayıf ahlâklı ise, o zaman tehlike iki misli artmış demektir.
İşte
bunun içindir ki, genç kızın beş dakikasını bile kontrolsüz, korumasız bırakmak aslâ uygun değildir. Ev içinde anne
kontrolu, ev dışında baba kontrolu onları, koruyucu melek gibi tâkîb etmelidir.
Şerefli yaşamak cidden çok zordur
Sevgili
kızım, cemiyet içinde öyle haşarât (öyle ahlâksızlar) vardır ki, bunların
içinde genç kadın ve genç kız için şerefi ile yaşamak cidden güç olur. Bunun
güçlüğü, yalnız başkalarından değil, bizzat kendi varlığından gelmektedir. Eğer
sen de, kadınlık duygusunun te'sîri altında kalır ve kendine hâkim olamazsan,
iffetsizliğin ve ahlâksızlığın çukuruna düşersin. Bu çukura düşenlerden
kurtulabilen azdır.
Sen
kadınlık duyguna karşı haysiyetli ve meşru yolları aramalısın! Sen de, herkes
gibi, evlenebilirsin. Ahlâkın güzel olduktan sonra evlenmemek için, hiçbir
sebep yok demektir. Evlenmeden evvel, birçok kızların yaptığı gibi, flört
yapmaya aslâ heves etme! Bu tecrübe mutlak tehlikelidir. Esasen flört yapılan
insanla evlenmek, çok zaman saadeti getirmez.
İffeti
muhâfaza için, ikinci bir çâre, genç erkek ve genç kızı zamanında
evlendirmektir. Üçüncü çâre, iffeti zedeliyecek her yerden uzaklaşmak yoludur.
Meselâ kız ve erkek toplulukları, onlarla berâber gezintiler, danslar, plâja
gitmek, ahlâksız ve zayıf insanlarla arkadaşlık etmek vesâire gibi genç kız
veya kadını baştan çıkarma yollarının her çeşidinden uzak durmak, tehlikeden
uzaklaşmak demektir.
Gençliğin
hakkı veya eğlence ismi altındaki bu gibi davranışlar, genç kızı veya kadını
elde etmek için birer tuzaktır. Bunun tuzak olduğuna inanmayan bir genç kız,
tuzağın içine düştükten sonra, aklı başına gelir. Fakat iş işten geçmiştir.
Yukarıda
saydığımız eğlence veya tuzağın zâhirî güzelliğine ve câzibesine kapılan
kızlar, erkeklerin elinde yavaş yavaş veya çabucak birer oyuncak hâline gelir.
En kendine güvenen bir kız bile, onların karşısında sonuna kadar mukâvemet
edemez. Yakışıklı bir erkeğin aldatıcı tebessümü karşısında, mağlup olabilir.
Artık o kız, tuzağa düşmüş demektir. Hele bunu kız kendisi de istemiş ise,
artık tehlikenin içine girmiştir. O tuzaktan kurtulan pek azdır veya yoktur.
Hâlbuki,
o tuzak dediğimiz eğlence yerlerine gitmemek daha kolay bir iştir. (Göz
görmeyince, gönül tahammül eder) diye bir atasözü vardır. Oraya gitmeyen bir
genç kız, oranın câzibesinden ve tehlikesinden kurtulmuş olur. Giderse,
kurtulmak da kolay değildir. Bunu nasihat olsun diye söylemiyoruz. Tecrübelere
güvenerek söylüyoruz.
İffet,
bir genç kızın veya kadının, değeri milyonlar eden, bir mücevheridir. Bu
mücevheri ele geçirmek için, Allahü teâlâdan korkmayan her erkek bütün
şeytanlığını kullanır. Ele geçirdikten sonra, maksadına erişmiştir. Artık o,
mücevherlikten çıkmış, âdî bir taş olmuştur. Sokağa atılıverir. Bu alışverişte,
erkek, bir nâmus hırsızıdır. Kadın ise, mücevherini çaldırmış, bir zavallıdır.
İffet ve şerefini koru!
Sevgili
kızım, genç kız, fazla göze çarpmıyacak tarzda temiz ve ciddî bir kıyâfette
görünmelidir. Kendini beğendirmek için, fazla süslenmek, ahlâk hakkında şüphe
uyandırır.
Erkeklere
kendini beğendirmek için, kızın bazı uzvlarını, göğsünü veya bacaklarını teşhîr
etmesi, düşük bir ahlâkın belirtisidir.
Kendisinin
ve âilesinin şeref ve haysiyetini düşünen bir kızın, ciddî giyinmesi şarttır.
Bir kız mümkün mertebe beden hatlarını belirsiz bir hâlde gösterecek tarzda
giyinmesi, onun bir ciddî ev kızı olduğuna delîl sayılır.
Yapmacıksız
olarak mütevâzi, iddiâsız ve terbiyeli bir tavr, genç kıza en yakışan bir
davranıştır. Bir genç kızın etrâfındaki insanları hiçe sayan saygısız ve küstah
davranışları terbiyesizlik alâmetidir. İyi ahlâklı ve normal bir kız, bir
erkeğe dikkatle ve alâka ile bakmaz. Mecbûriyet yoksa ve mümkün ise, bakmamak
en sâlim bir harekettir. Bunu da, sun'î olarak değil, tabî'î olarak yapmalıdır.
Bir kızın genç bir
erkeğin yüzüne pervâsızca bakması, küstah ve mütecâviz erkeklere, bu tip
kızlara musallat olmak için, cesaret verir. Kızın, bir erkeğe ümit verecek
tarzda davranışı, o kıza felaket getirebilir. İnsanların, yüzlerindeki
değişiklik kadar huy ve ahlâkları da değişiktir. Güzel ve iyi yüzlü insan,
mutlaka iyi ahlâklı insan demek değildir.
Alâka toplamak ister
gibi, değişik bir edâ ve hoppa bir tavır ile yürümek iyi bir intibâ bırakmaz.
Böyleleri, alay mevzû'u ve gülünç olur. Bir kızın giyinişi, yürüyüşü ve hareket
tarzları, onun dînî inanışı, ahlâkı ve karakteri hakkında, bir fikir
verebilir. (Emekli tümgeneral Hayri
Aytepe- Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder