Hayz ve nifasla ilgili sual ve cevaplar
Sual : Bir kadın, temiz yatıp uyanınca kürsüfünde kan görse,
hayz o anda mı olur?
CEVAP: Hayz gece başlasa bile, uyanıp gördüğü andan itibaren
hayzlı olur.
Sual : Hayzlı yatıp, uyanınca temiz olduğunu gören, yatarken
mi hayzı bitmiş sayılır?
CEVAP: Evet
Sual : Hayzlı La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü
minezzalimin âyetini okuyabilir mi?
CEVAP: Bu âyeti tesbih niyeti ile okur.
Sual : Hayzlı iken, İhlas, Felak ve Nas suresi okunabilir
mi?
CEVAP:Okunamaz.
Sual : Cünüp bulunan eve rahmet melekleri girmez. Hayzlı
bulunan eve de girmez mi?
CEVAP: Hayzlı bulunan eve girer. Hayzı bitince yıkanmazsa, o
zaman girmez.
Sual: Hayzlı kadın, okunan mukabeleyi dinleyebilir mi?
CEVAP: Evlerde okunanı dinleyebilir. Camidekini dinleyemez.
Çünkü camiye giremez.
Sual : Çocuk doğmadan önce gelen kan nifas mı istihaza
mıdır?
CEVAP
Çocuk doğmadan veya gövdesi görünmeden gelen kan
istihazadır. Namaz vaktinin sonu ise, istihazalı yani özürlü olarak hemen namazı
kılmalıdır.
Sual :
Keffaret orucu tutan 60 gün dolmadan, çocuğu doğsa eksik kalan kısmını nifa bittikten sonra tutabilir
mı ?
CEVAP
Keffaret tutarken araya hayz girerse, kalanı hayzdan sonra
tutulur. Fakat araya nifas girerse, yeni baştan tutmak gerekir.
Menopoz nedir?
Kadınlarda 45 yaştan
sonra adet kesilmesi başlar. Bu hal, az da olsa kırkbeşten önce de
görülmektedir. Bu süre 55 yaşa kadar uzayabilir. 55 yaştan sonra gelen kan hayz
kanı sayılmaz, özür kanı sayılır. Adetten tamamen kesilen kadın menopoza girmiş
demektir. Hormon ve yumurta oluşumunun önce azalıp sonra tamamen durması
sonunda kadın adetten kesilir ve çocuk yapamayacak hale gelir. Menopoz dönemi
başlar. Bu dönemde kadın, sadece çocuk yapabilme gücünü kaybeder, Cinsi yönden
kadınlık görevini yerine getirebilir, menopoz hali buna mani değildir.
Adetten kesilip,
menopoza giren kadın, yaşlılık psikozuna girer, bundan dolayı ruhi
dengesizlikler, sinirlilik, sıkıntı halleri görülür. Erkek, bu hale düşmekle
değerinden bir şey kaybetmediği intibaını verir, eskisinden daha çok ilgi ve
sevgi gösterirse, bu sıkıntılı hal daha hafif ve çabuk atlatılmış olur. Bu
dönemde kadının morale, sevgiye çok ihtiyacı olur.
Bu sıkıntılı hali çabuk geçirmenin en etkin yolu, kadının
boş kalmaması birşeylerle meşgul olmasıdır. İbadet etmek, namaz kılmak,
Kur’an-ı kerim okumak, başkalarına yardımcı olmak gibi haller onu bu durumdan
çabuk kurtarır. Can sıkıcı şeylerden uzak durması lazımdır.
Boşanma
Dinimize göre boşanma özetle şöyle olmaktadır:
Boşamak için kullanılan kelimeleri erkeğin hanımına karşı
söylemesi ile, veya yazılarak hanımını bildirmesi ile veya birisi ile haber
göndermesi ile talak yani boşama hasıl olur. Kadın nikahta, ne zaman istersen
kendimi senden boşamak üzere nikahladım, diyerek şart koşmuş ise, kadın da
boşanma hakkına sahip olur.
Boşamak için kullanılan sözler iki çeşittir: Açık sözler ve
kinayeli yani başka manaları da olan sözler.
"Sen benden boş ol", "Seni boşadım",
gibi sözler açık sözdür. Bu sözler, şaka olarak da söylenince ric’i talakla
boşamış olur.
Evlilikte üç bağ vardır. Yani, boşama sözü üç defa
tekrarlanırsa, "seni boşadım,
boşadım, boşadım" derse, veya "seni üç defa boşadım" veya “Üçten dokuza boş ol!”derse üç bağı birden koparmış, geri dönüşü
olmayacak şekilde boşamış olur.
Bu sözlerden herhangi biri bir defa söylendiğinde, ric’i talakla boşamış olur. Daha sonra
pişman olmuş ise, tekrar alabilmesi için iddet zamanı içinde, (Önceki nikaha
döndüm) demesi veya bu niyetle kadının elinden tutması yetişir. Nikah
tazelenmiş olur. Geride kalan iki bağla evliliğe devam edilir. İddet süresinde
tazelenmemiş ise yeniden nikah gerekir.
"Babanın evine git!", "Defol git",
"Cehenneme git", "Senin kocan değilim artık", gibi, başka manalarda da
kullanılan sözler kinâyeli, kapalı sözlerdir. Bu sözler, boşamak niyeti ile söyleyince bain talakla boşamış olur. Bu tür
boşamada, üç veya daha fazla niyet edilmemiş ise, iddet müddeti kadar ayrı
kaldıktan sonra yeniden nikah yapılarak evliliğe devam edilebilir. (Korkutmak
veya başka niyet ile söylenirse nikaha zarar vermez.)
Bu şekilde (üçten az) boşamada, iddet müddeti geçip yeniden
nikah yapılmadıkça bir araya gelinemez. Üçten fazla ise geriye dönüşü olmaz.
Hanımına, anam, kızım, kardeşim demekle boşama olmaz. Fakat
şimdiden sonra kardeşim ol derse, boşama (Talakı bain) olur.
Kinayeli sözle boşamada, bain talak iddetinde, hanımının
odasına giremez. Kadın süslenemez. İddet sonunda yeniden nikah gerekir.
Boşamada, sayı bildirilmezse bir boşama olur. Üç veya fazla
sayı söylerse, üç talak ile boşamış olur. "Bedenimdeki kıllar
adedince" veya "Denizdeki balıklar adedince" yahut "Gökdeki
yıldızlar kadar" veya "üçten dokuza" deyince, yine üç boşama
olur.
Hanımını başka başka üç zamanda birer kere boşarsa veya
"Üç kere boşadım" derse,
geri dönüşü olmayacak şekilde nikah bozulmuş olur. Başka mezhepleri taklid yolu
ile evliliğe kurtarmak mümkün olmazsa tekrar alabilmesi için hulle gerekir.
Kadın başka biri ile evlenip zifafa girip sonra ayrılmış ise veya dul kalmış
ise iddet müddetinden sonra eski kocası ile tekrar evlenebilir.
Mubah ettiği halde, Allahü teâlânın sevmediği bir şey
boşanmaktır.
Bir ailenin yıkılmasına sebep olmak büyük vebal getirir.
Zaruri bir durum
olmadığı müddetçe boşanmaya tevessül etmemelidir.
Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
“ Evlenin, boşanmayın.
Zira talaktan, boşanmadan Arş-ı Ala titrer. “
“ Üç şeyin
şakası da, ciddisi de sahihdir. Nikah, talak, talaktan dönmek.”
“Allahü
teâlânın hiç sevmediği helal şey talaktır.”
( Not:Tam İlmihal
Seadet-i Ebediyye kitabında bu konuda geniş bilgi vardır. Detaylı bilgi için bu
kitaba müracaat edilmesini tavsiye ederiz.)
Nafaka
Nafaka, insanın
yaşayabilmesi için lâzım olan şey demektir. Bu da, yiyecek, giyecek ve evdir.
Kadın zengin olsa bile, bunun nafakasını vermek, koca üzerine farzdır. Nafaka,
nikâhdan sonra hemen farz olur. Her ikisi de fakir iseler, fakir nafakası
verir. Zengin iseler, zengin nafakası vermesi lâzımdır. İkisinden biri zengin
olup, öteki fakir ise, orta hâl nafakası verir. Talâk verilen [boşanan] kadının
iddet zamanı bitince, nafaka kesilir. Nafaka hakkında ilmihal kitaplarında
geniş bilgi vardır.
İddet müddeti
İddet, talâktan veya fesihden veya kocası öldükten sonra,
vaty veya halvet olunmuş kadının yeniden evlenmesi haram olan zamandır. İlk
temizlik başından, üçüncü hayzın sonuna kadar olan zamandır. Hayz görmüyorsa,
talâk için üç ay, ölüm için dört ay on gündür. Hâmile kadının iddeti, çocuğu
olunca tamam olur. Her çeşit iddette bulunan kadını nikâhlamaya tâlib olunmaz.
EVLİLİĞİN MESULİYETİ
Önce helâl kazanç
Aile reisinin sorumlulukları vardır. Bunlardan bazıları
şunlardır:
1- Aile
efradının yiyeceğini helal kazanç ile temin etmek.
Bir ailenin sorumluluğunu almak çok mesuliyetli bir iştir. Herşeyden önce
bunların nafakalarının helal yoldan temin edilmesi gerekir. Çünkü, yarın kıyamet
günü haram rızıkla beslenen çoluk çocuğu, ayaklanarak: "Ya Rab! Hakkımızı
bunlardan al, bize sarfettikleri nafakaları nereden kazandıklarını biz
bilmiyorduk", diyeceklerdir. Bir hadis-i şerifte: "Hepiniz çobansınız. Her çoban sürüsünden mesul olacaktır"
buyuruluyor. Nasıl ki, bir çoban bütün sürünün muhafızı olması dolayısiyle o
sürüden mes'ul tutuluyorsa, bir aile reisi de, aile efradının nafakaları, dini
terbiyeleri hususunda sorumludur. Bunun içindir ki Hazreti Ali : "Tuba, (Cennet'te bir ağaç) dünyada çoluk-çocuğu
olmayan kimseler içindir" demiştir.
Ayet-i kerimelerde mealen şöyle buyuruluyor: "Evet kişinin kaçacağı gün; kardeşinden,
anasından, babasından, karısından ve oğullarından, o gün bunlardan
herkesin bir derdi, belası vardır"
(Abese 34-37)
Bu sınıf insanların birbirinden kaçmaları: Ana ve baba oğullarından, "Ne için bize itaat etmedin?"
Kadın, kocasından, "Niçin hakkımı
ifa etmedin?" Çocuklar, babalarından, "Niye bize dinimizi öğretmedin, irşadda bulunmadın?" diye
istemelerinden ötürüdür.
Hakları korumak
2- Hanımının
haklarına riayet etmek. Erkeklerin,
kadınların haklarına riayet etmemeleri, ahiret günü için bir mes'uliyettir.
Ailesini, çocuklarını yüz üstü bırakıp kaçan kimse, büyük günah işlemiş olur.
Cenab-ı Hak onun ne namazını, ne de orucunu ailesine dönmedikçe kabul etmez.
3- Ailesinin
hakları yanında Hak teâlânın da haklarını yerine getirmek.
Hanım ve evlad, insanların dünyada sevdiklerinin başında
gelir. Onlara normalin üzerinde gösterilen sevgi ve muhabbetin, insanı
ibadetten geri bırakacağı tabiidir. Böyle olunca da kişi Cenab-ı Hakk'ı,
tefekkürden ve Ona ibadetten uzaklaşabilir. Ömrünü, zayi edebilir. Bunun için
evlilik, insanı bunlardan uzaklaştırmamalıdır. Bunlar daha iyi daha çok
ibadette vesile olmalıdır.
Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Ümmetimin
başına, bir zaman gelecek ki, insanın helaki karısının, çocuklarının, anası ve
babasının elinden olacak. Çünkü, bunlar onu fakirlikle ayıplarlar. Gücü
yetmiyecek şeyleri teklif ederler. Teklif edilen şeyleri helal yoldan elde
edemeyince, meşru olmayan kazanç yollarına tevessül eder. Bu yüzden helak
olur."
Hanımının güzel huylu olmasını isteyen, önce kendisi güzel
huylu olmalıdır! Kur'ân-ı kerîmde, insana gelen musîbetlerin, günâhları
sebebiyle geldiği bildirilmektedir. O hâlde, dinimizin emîr ve yasaklarına
riâyet eden, hanımı ile iyi geçinir.
Fudayl bin
İyâd hazretleri buyuruyor
ki: “Dine uygun olmıyan bir iş yaptığımı, hanımımın huysuzluğundan anlardım.
Hemen o işime tevbe ettiğim zaman, hanımımın huysuzluğu da giderdi. Böylece
tevbemin kabûl edildiğini de anlardım.”
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Bir mümin,
hanımına kızmasın! Kötü huyu varsa, iyi huyu da olur.”
“Kadın, zayıf
yaratılmıştır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusûrlarını görmemeye
çalışın!”
“Müslümanların
îmân yönünden en üstünü, ahlâkı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkâr
davranandır.”
“Müslümanların
en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır. Sizin aranızda
hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim.”
“Kadınlarınıza
eziyet etmeyin! Onlar, Allahın sizlere emânetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik
edin!”
“Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine
bir köle âzâd etmiş sevâbı yazılır.”
“Hanımının ve
çocuklarının haklarını îfâ etmiyenin namazları, orucları kabûl olmaz.”
“Haksız olarak
hanımını dövenin, Kıyâmette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resûlüne
âsî olur.”
İyi davranmalı
İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değildir. Onun verdiği
sıkıntılara da katlanmak demektir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Hanımının kötü huylarına katlanan erkek,
belâlara sabreden Hz. Eyyüb gibi mükâfâtlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna
sabreden kadın da, Hz. Âsiye gibi sevâba kavuşur.”
İyi Müslüman olmak için hanım ile iyi geçinmek şarttır.
Kur'ân-ı kerîmde de, “Onlarla iyi, güzel
geçinin!” buyuruluyor. (Nisâ 19)
Birden fazla evliliğin zorlukları
İslam dininde tek
kadınla evlilik asıldır. Dinimizde, birden fazla kadınla evlilik caiz ise de,
zaruretlerin ortaya çıkardığı istisnai bir durumdur. Bu, bir izin olmakla beraber,
asla bir emir mahiyetinde değildir.
İslamiyetten önce,
evlenmede bir sayı tahdidi yoktu. Herkes istediği kadar kadın alabilmekte ve
onların üzerinde her türlü tahakküm yapılmakta idi. İslam dini geldiği zaman
insanların davranışlarına, toplum hayatına ve insanoğlunun her türlü
ilişkilerine ve davranışlarına ulvi bir ahenk getirdi. Bu cümleden olarak
erkeklerin hususi hallerini ve fıtri kabiliyetlerini gözönüne alarak, bir
erkeğin nihayet dörde kadar evlenebileceği hükmünü koydu. Bundan fazlasını yasakladı.
Kur'an-ı kerimde bu hususta mealen şöyle buyurulmaktadır:
"Eğer
yetim kızlar hakkında adaleti yerine getiremiyeceğinizden korkarsanız sizin
için helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikah edin.
Şayet bu suretle de adalet yapamıyacağınızdan endişe ederseniz o zaman bir
hanım ile yetinin" (Nisa 3 )
Görülüyor ki, İslam
dini bu izni, yetim kızların malını, mehir ve benzeri hususlarla ilgili
haklarını korumak gibi ahlaki ve sosyal zaruretleri dikkate alarak vermiş
bulunmaktadır.
Lohusalık, hamilelik, yaşlılık sebebiyle nesilden kesilmek
gibi arızalar; kadını, kocasının tabii ve fıtri ihtiyaçlarını temin edemez hale
getiriyordu. Bu gibi haller karşısında fuhşun yayılmasını önleyebilmek, nüfusun
meşru bir şekilde artmasını temin etmek ve kadınları mahrumiyetten korumak
için, bu izin verilmiş bulunuyordu.
Yüzbinlerce erkeğin hayatına mal olan büyük savaşların dul
bıraktığı kadınları ve yetim kalan çocuklarını düşünmek zarureti doğuyordu.
Bunların maddi ve manevi ihtiyaçlarını dikkate alan İslam dini, birden fazla
evliliğe müsaade etti. Bunun da şartları vardır. Bu şartları taşımayan erkeğin,
birden fazla evlenmesi günâhdır.
İslâmiyette dört kadına kadar evlenmek mubâhdır. Devlet mubâh olan birşeyi emir veya
yasak ederse, buna uymak lazım olur. İslâmiyyetten önce, bir erkek dilediği
kadar kadınla evlenirdi. İslâmiyet bu sayıyı dörde indirmiştir. Yaradılışta,
kadınlar, erkeklerden çok olduğu gibi, harblerde, kazâlarda erkeklerin ölmesi,
kadınların ölümünden dahâ çoktur, yatnî erkek adedi, kadından azdır.
İslâmiyyetin dörde kadar izin vermesi, kızların kocasız kalmaması, metres
hayâtına, umûmî evlere düşmemesi ve şereflerini, nâmûslarını, saâdetlerini
temînat altına almak gâyesi iledir.
â kab� h d r 0`j x�i span>
Kadınların, kadınlara şehvet ile bakması ve dokunması,
kocasından başkasına, erkek ve kadın, kim olursa olsun, yabancıya süslenmeleri
caiz değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
"Bir
kadın, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir toplumun
yanından geçerse, ona da, bakana da, zina günahı yazılır."
Erkekle kadın, başka cinsten oldukları için, bir araya
gelmeleri nisbeten güçtür. Kadının kadına yaklaşması ise daha kolaydır. Bunun
için kadının kadına bakması ve dokunması, erkeğin kadına ve kadının erkeğe
bakmasından daha kötü olabilir.
Kadınların, Kur'an-ı kerim, mevlid, ilahi okuyarak seslerini
erkeklere duyurmaları haramdır. Hoparlör, radyo ve TV ile duyurmaları ise
mekruh olur. (Tergibüssalat, Hadika)
ma� � - o 0`j x�i gin-right:14.4pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:14.2pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:1.0cm'>SORU: Kadın
sırf kocasına karşı süslenmek niyetiyle estetik ameliyat olması, meselâ burnunu
veya kulağını biraz küçültmesi, karnını küçültmesi câiz midir?
CEVAP: Değildir. Estetik sadece, nefrete mucib olan, anormal
hallerde, görünüşlerde caiz olur
***
SORU: Nisâiye
hastası bir kadını, muayene ettirmek için gayr-i müslim bir kadın doktoru mu,
yoksa sâlih erkek bir doktoru mu tercih etmelidir?
CEVAP: Kadın doktoru tercih edilmelidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder