Geleneklere göre hareket edilmez
Müslümanların, âdetlere, geleneklere değil, islâmiyete,
ilmihâl kitaplarına uymaları lâzımdır. Her müslüman, hanımına ilmihâl
öğretmeli, kendi bilmiyorsa, sâliha hanım hocaya göndermelidir. İslâmiyete
uyan, haramlardan sakınan hanım bulamazsa, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı
doğru ilmihâl kitabını hanımı ile birlikte okuyup, ikisi de, dînini, îmanını,
haramları, farzları iyi öğrenmelidir. Mezhepsiz olan din adamlarının,
sapıkların yazdıkları bozuk tefsîr ve din kitaplarını eve sokmamalı, bunları
okumamalıdır.
Dîni, ahlâkı bozucu yayınlar yapan radyoları, televizyonları
da eve sokmamalıdır. Bunlar kötü arkadaştan daha fenadırlar. Zevcenin ve
çocukların dinlerini, ahlâklarını bozarlar. Hanımı ve kızları, ev işleri ile
uğraşmalı, tarlada, fabrikada, bankada, ticârethânelerde ve memurluklarda
çalıştırılmamalıdır. Kadının ve kızlarının para kazanması, babasının, kocasının
sanatına, ticâretine yardım etmesi lâzım değildir. Bunları yapmak ve ev
ihtiyaçlarını çarşıdan, pazardan alıp getirmek erkeğin vazîfesidir. Kadın
bunları yapmaya zorlanırsa, dîni, ahlâkı ve sağlığı bozulur. Her ikisinin
dünyaları da, âhıretleri de harap olur. Sonra, dizlerini döğerlerse de, faydası
olmaz.
Günahtan, belâdan kurtulamazlar. İslâmiyete uyan, dünyada
da, âhırette de, rahata kavuşur. Kötü arkadaşların, münâfıkların güler
yüzlerine, tatlı dillerine aldanmamalı, ilmihâl kitaplarına uymalıdır.
Kızlarını, çocuklarını da haramlardan korumalıdır. Oğullarını müslüman
öğretmenlerin bulunduğu okullara göndermelidir.
Kadının mağazalarda, dükkânlarda, fabrikalarda, memurlukta,
erkekler arasında çalışmasına ihtiyacı yoktur. Kocası, yoksa veya hasta ise,
kadının her ihtiyacını mahrem akrabâsı temîn etmeye mecbûrdur. Allahü teâlâ,
islâm kadınının her ihtiyacını ayağına göndermektedir. Geçim sıkıntısını
erkeklere yüklemektedir. Çalışıp kazanmaya hiç ihtiyacı olmadığı hâlde,
mirastan erkeğin aldığının yarısını da kadına vermektedir.
Kadının vazîfesi, ev içindeki işleri yapmaktır. Bu işlerin
birincisi, çocuklarını terbiye etmesidir. Çocuğun ilk mürşidi anasıdır.
Anasından din ve ahlâk ilimlerini öğrenen çocuk, dinsiz öğretmenlere, kötü
arkadaşlara ve islâm düşmanı yayınların yalanlarına aldanmaz. Anası, babası gibi,
hâlis bir müslüman olur. (İslam Ahlakı,
Miftahül Cenne bölümü)
KADIN ÇALIŞMAYA MECBUR MU?
Kadının vazifesi
Kadının vazîfesi ikidir: Kendini kocasına teslim etmesi ve
evden izinsiz ve örtüsüz sokağa çıkmamasıdır. İslâmiyette, karı koca arasında,
hayat mücadelesi, yani para kazanmak, müşterek değildir. Erkek kadını tarlada,
fabrikada, vel-hâsıl hiçbir yerde çalışmaya zorlayamaz. Kadın isterse ve erkeği
izin verirse, yabancı erkekler arasına karışmadan, kadın işi olan yerlerde
çalışabilir. Fakat, kazandığı kadının olur. Erkek, ondan zorla birşey alamaz.
Kadının kendi ihtiyaçlarını kendisinin alması için de, onu zorlıyamaz.
İslâmiyetin kadına böyle hak tanıması ve onu erkeklerin
elinde esîr, oyuncak olmaktan koruması, Allahü teâlânın kadına çok kıymet
verdiğini göstermektedir.
Şimdi, hayat müşterektir diyenleri işitiyoruz. Bu sözleri
doğrudur. Fakat, bu sözün mânası, onların anladıkları gibi değildir. Yâni,
kadın da gitsin, para kazansın demek değildir. Bunun mânası, erkek gitsin,
çalışsın, kazansın. Lüzûmlu şeyleri, dışardan alıp getirsin. Kadın da, hergün
zevkinde gezmeyip, boş vakit geçirmeyip, ev içindeki kadınlık vazîfelerini
yapsın demektir. Erkeğin vazîfesi, dışardaki işleri, kadının vazîfesi içerdeki
işleri yapmaktır.
Kadın da, erkek de, para kazanmak için haram işlememelidir
ve hiçbir namazı kaçırmamalıdır. Ezelde ayrılmış olan rızık değişmez. Aynı
rızık, helâlden istiyene helâl yoldan gelir. Haram işliyerek istiyene de, haram
yoldan gelir. Câhillerin, “Bu zamanda kızım okumazsa aç kalır. Oğlum fâiz
almazsa, işi bozulur” demeleri doğru değildir. Haram işliyerek kazanmamalı
demek, boş oturmalı, çalışmamalı demek değildir. Helâl yoldan çalışıp kazanmalı
demektir. Haram yoldan kazanan, hem büyük günahları işlemiş olur, hem de
kazandıklarının hayrını görmez. Kazandıkları başkasına gider ve günah işlemekte
kullanılır, insanı felakete sürükler. (Seadet-i
Ebediyye)
Kadın ev işlerinde ücret isteyebilir mi?
Kadın ev işlerini yapmağa mecbur değlidir. Yaptığı ev
işlerinden ücret istemesi de caiz olmaz. Çünkü o hizmetler kadına diyaneten
vaciptir. Yani kadın ev işi yapmadığı için mesul olursa da mahkemeye müracaat
edilerek ev işi yapmaya zorlanamaz, mecbur tutulamaz. Kocası ona hazır yiyecek
getirmeye mecburdur. Ev işi yaparsa, bu ona diyaneten vacib olduğu için ücret
alamaz.
Resulü ekrem efendimiz, Hazret-i
Ali ile Hazret-i Fatıma arasında
geçinme işlerini taksim buyurup, harici işleri Hazret-i Aliye ve dahili işleri
Hazret-i Fatımaya ait kılmışlardı ki Hazret-i Fatıma bütün kadınların
seyyidesidir. Şu kadar ki, kadın eğer zengin bir evin kızı ise, kendisinin
hizmetçisi var ise, o zaman kocası buna hizmetçi tutar ve ev işi yapmak zorunda
değildir. (İbni Abidin. 7/299; Nimeti İslam, s: 674)
Kadının vazifelerinden biri de erkeğin dışarı işlerini
yürüttüğü gibi, kendisinin de ev işleri görmesidir. Yani yemek pişirir, çamaşır
yıkar, el değirmeninde un yapar, ekmek pişirir ve benzeri ev işlerini yapar.
(Şir'atül İslam Şerhi, 457.)
Resulullah Hazreti Fatıma’ya hizmetçi vermedi
Hazret-i Ali anlatıyor: "Fâtıma radıyallahu anhâ
değirmen çevirirdi; elinde yaralar meydana gelirdi. Kırba ile su taşırdı. Bu da
boynunda yaralar açtı. Evi süpürüyordu. Üstü başı toz-toprak oldu. (Bu
sıralarda) Resûlüllaha bir kısım köleler getirilmişti.. Fâtıma'ya: "Babana
kadar gidip bir hizmetçi istesen!" dedim. Gitti.
Aleyhisselâtu vesselâmın yanında bazılarının konuşmakta
olduklarını gördü ve geri döndü. Ertesi gün Resulullah Fâtıma'ya gelerek:
"Kızım ihtiyacın ne idi?"
diye sordu. Fâtıma süküt edip cevap vermedi. Ben araya girip: "Ben
anlatayım Ey Allahın Resülü!'' dedim ve açıkladım: "Fatıma'nın değirmen
kullanmaktan elleri yara oldu, kırba ile su taşımaktan da omuzları incindi. Ben
kendisine, size uğramasını, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz
rahata kavuşmasını söyledim. “
Bu açıklamam üzerine Resulullah: "Ey Fatıma, Allah'tan kork, Allah'a olan farzlarını eda et, evinin
işlerini yap. Yatağına girince otuzüç kere sübhanallah, otuzüç kere
elhamdülillah, otuzüç kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin
için hizmetçiden daha hayırlıdır.." buyurdular. Fatıma (radıyallahu
anha): "Allah'dan ve Allah'ın Resulünden razıyım" dedi. Resulullah
ona hizmetçi vermedi." (Buhari, Tirmizi)
Ev işleri yapan kadın cihad ve şehid sevabı alır
Resulullah efendimiz, ev işlerini Hz. Fatımaya, dış işlerini
Hz. Aliye vermiş, bu hususta şöyle
buyurmuştur:
“Hanımının
evde oturması için, işlerini gören, ihtiyaçlarını karşılayan, onu yabancı
erkeklerin görmesinden koruyan, ümmet-i Muhammedin düşmana esir düşenlerini
satın almış, azad etmiş gibi sevaba kavuşur.”
“Ya Fatıma, ne
mutlu o kadına ki, kocası ondan razı olur. Allahü teâlânın farz kıldığını
yapmaktan ve kocasına itaattan sonra kadınlar için, yün eğirmekten, iplik
bükmekten üstün iş yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek veya dokumak,
kadınlar için bir yıl ibâdet etmekten
daha sevabdır. Dokudukları her iplik için amel defterlerine bir şehid sevabı
yazılır.”
Peygamber efendimiz, kendi kızına ve diğer kadınlara şehid sevabı kazanmak için ev
işleri ile meşgul olmalarını emretmektedir. Başka bir hadis-i şerifte de, “Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir”
buyuruldu. (Şira)
Netice olarak, kadın diyaneten mecbur olduğu, kanunen mecbur
olmadığı ev işlerini yapmazsa erkek de, dinin kendisine verdiği yetkileri
kullanır; nafakadan başka, yiyecek giyecek vermez, sokağa çıkarmaz böylece evde
restleşme olursa, Cenab-ı Hakkın, “Evleri
huzur ve sükûn yeri yaptık” buyurduğu aile Cehennem hayatına döner. Bunda
erkek de kadın da eziyet çeker. Bunun için, Peygamber efendimizin emir
buyurduğu gibi, kadın ev işlerini seve seve yapması erkeğin de, gece güzdün
çalışarak çoluk çocuğunun nafakalarını temin etmesi lazımdır. Karşılıklı sevgi
ve saygı ölçülerinde bu işler yapılırsa evler huzur yuvası haline gelir.
Dünyadaki bu huzur ortamı ahırette de yine beraber sonsuz olarak Cennet
nimetleri içinde devam eder
Hifa Hatun
Medine’de güzelliği dillere destan olan bir kadın vardı. Adı
Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden cennete götürecek ibadetin ne
olduğunu sordu. “Önce evlenmek gerekir.
Evlenen dinin yarısını korur” cevabını alınca, Hifa Hatun, “Kendime denk
olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım”
dedi.
Resulullah efendimiz, “Yarın
mescide ilk önce gelen zat ile evlendireyim” buyurdu. Hifa hatun da razı
oldu. Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel
değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar
da zengin ve her bakımdan mükemmel idi.
Allahü tealanın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı.
Süheyb’in düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini
götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için
bir nimet, Süheyb de Hifa için bir
mihnet demekti. Gerdek gecesi,
“Cennette öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler
girer” hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimete şükür ve
mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi.
Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize
bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini
anlatınca, Hz. Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, “Ya Rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al”
diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz, “Şu anda Hifa hatun da
vefat etti” buyurdu. İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete
şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.
ERKEĞİN HANIMINA KARŞI OTUZ
VAZİFESİ
Erkeğin kadına karşı olan vazîfelerini “Mürşid-ül-müteehhilîn” , “Mürşid-ün Nisa”
kitplarında uzun yazmakdadır. “Ma’rifetnâme”
kitâbında olanı aynen aşağıda bildiriyoruz:
Ey azîz! Erkeğin hanımı ile görüşmesinde,
otuz şeyi yapması lâzımdır:
1 — Ona karşı her zaman, güzel huylu
olmalıdır. Allahü teâlâ iyi huylu olanları sever. Huysuzları sevmez. Bir insanı
incitmek harâmdır. İşkence yapanın evlenmesi harâmdır.
2 — Ona karşı her zaman, yumuşak
davranmalıdır.
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”
buyurdu ki, “Müslimânların en iyisi, en
faydalısı, hanımına karşı iyi ve faydalı olandır”.
3 — Eve gelince hanıma selâm vermeli ve nasılsın?
diye hâtırını sormalıdır.
4 — Onu neş’eli görünce saçlarını tutup,
okşamalı, gülerek, bûs etmeli ve sarılmalıdır.
5 — Üzüntülü görünce, onu çok sevdiğini,
acıdığını söyleyip hâlini sormalı, tatlı şeyler söylemelidir.
6 — Yapamayacağı şeyleri bile söz vererek
gönlünü almalıdır. Çünkü o, evinde kapalı, başkalarından ümmîdsiz ve yalnız
kendisine alışmış olan dostu, dert ortağı, kendini neş’elendiricisi,
çocuklarını yetiştiricisi ve ihtiyâclarını gidericisidir.
7 — Çocukları terbiyede, ona yardım etmelidir.
Çünkü, bebek, anasına, gece gündüz ağlayıp, hiç râhat vermez. Onu insâfsızca
üzen bir alacaklıdır. O hâlde, ona imdâd edene, Allahü teâlâ yardım eder.
8 — Hanımına, memlekette âdet olan elbisenin,
çamaşırın en kıymetlisini giydirmelidir. Ev içinde, her istediği, güzel şeyleri
giydirmelidir. Sokağa çıkarken, bunları da örtmeli, yabancıya göstermemelidir.
9 — İyi şeyler yedirmelidir. Zengin ise,
halâl olan herşeyi almalıdır. Ona geniş, kullanışlı, sağlıklı ve islâm hanımına
yakışan elbise ve nefîs yemek temîn etmeği, kendine borc bilmelidir. Hanımının
nafakasını sıkmamalı, isrâf da etmemelidir. Hiç olmazsa haftada bir kerre tatlı
yedirmelidir Âilenin nafakasına verilen paranın sevâbı, sadaka sevâbından dahâ
çoktur. Peygamberimiz buyurdu ki:”Gazâ
için sarf edilen, köle âzâd etmek için, fakîre sadaka vermek için ve
evindekilerin nafakası için sarf edilen altınların en üstünü ve sevâbı çok
olanı, evin nafakasına verilen altının sevâbıdır.” Nafaka temininden âciz
olanın evlenmesi harâmdır. Yemeği yalnız yememelidir. Çoluk çocukla yimek
sevaptır. En mühim şey, nafakayı halâlden kazanıp, halâlden yedirmektir.
Ona iyi davranmalı
10 — Hanımını döğmemelidir. Bazı kimseler,
Nisâ sûresi otuzüçüncü âyetinde, kadınların döğülmesi emir olunuyor diyorlar.
Hâlbuki, bu âyet-i kerîmede meâlen, “Erkekler,
kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü, Allahü teâlâ, bazı kullarını bazısından
üstün yaratmıştır. Hem de, erkekler, kendi mallarını, onlar için harc ederler.
Kadınların iyileri, Allahü teâlâya itâat eder ve zevclerinin haklarını
gözetirler. Zevcleri hâzır olmadıkları zaman, onların nâmûslarını ve mallarını,
Allahın yardımı ile korurlar. Hıyânet etmesinden korkduğunuz kadınlara, zevc
haklarını öğretin ve tatlı sözlerle nasîhat edin! Onları yatağınızdan ayırın.
Yine uslanmaz iseler, hafîf döğün! Uslanırlarsa, onları üzecek şey yapmayın!”
buyuruluyor.
Görülüyor ki, mala ve nâmûsa hıyânet etmeyen
kadınları döğmek değil, onları hiçbir sûretle üzmek câiz değildir. Hâin
olanları da, yumruksuz açık el ile veyâ düğümsüz açık mendil ile hafîf vurarak
islâh etmeğe izin verilmiştir. Nâmûsa ve mala hiyânet edenlere, her hükûmet,
her kanûn, ağır cezâ yapmaktadır. İslâmiyet, kadınlara, çok kıymet verdiği, çok
acıdığı için, hâin olanlarını kanûn pençesine düşürmeden önce, hafîf vurmakla
islâh edilmelerinin de tecribe olunmasını emir etmektedir.
Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, “Bir erkek, hanımını döğerse, kıyâmette ben
onun da’vâcısı olurum”. Dünyâ işlerindeki kusûru için, döğmek şöyle dursun,
acı, sert bile söylememelidir.
Kadınların kalbleri ince, nâzik ve aklları
noksân olduğundan, birbirlerine hased edenleri çoktur. Bu bakımdan, bilhâssa
yeni evliler, uyanık olmalı, ana, kız kardeş ve başka kadınların, hanımsini
çekişdirmelerine aldanmamalı, böyle şeyler söylenmesine fırsat vermemelidir. Böyle
sözlere uyarak hanımsini incitmekden çok çekinmelidir.
Anası ve kız kardeşleri için hanımının
söylediklerine karşı da uyanık olmalı. Anaya eziyet olunmasına hiçbir sûretle
göz yummamalıdır. Anasına, kendisi, hanımı ve çocukları, herhâlükârda saygı göstermelidir.
Ana babaya, kayın vâlide ve kayın pedere hurmet, hizmet edilmesi birinci vazîfe
olmalıdır. Büyüklerin rızâsını, düâsını almağa çalışmalı, hayır düâlarını,
büyük kazanc bilmelidir.
11 — Allahü teâlânın emirlerini yapmak
husûsunda olan kusûru için, bir günden çok dargın durmamalıdır.
12 — Hanımının huysuzluklarını yumuşak
karşılamalıdır. Çünkü, kadınlar iğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Akılları
ve dinleri erkeklerden azdır. Erkeğe emânet olunmuşlardır. Gülerek, tatlılıkla
geçinmek için alınmışlardır.
Sabırlı olmalı
13 — Hanımının ahlâkında bir değişiklik
görürse, kabâhati kendinde bulup, ben iyi olsaydım, o da böyle olmazdı, diye
düşünmelidir. Evliyâdan birinin hanımı, huysuz idi. Buna hep sabreder,
soranlara derdi ki, eğer onu boşarsam, ona sabredemiyen biri alır da, ikisinin
birden felâkete düşmelerinden korkarım.
Bir kimse âilesinin huysuzluğuna sabrederse,
altı şey, ziyândan kurtulur: Çocuk dayakdan, tabak bardak, kırılmakdan,
ahırdakiler döğülmekden, kedi sövülmekden, müsâfir gücendirilmekden, elbise
yırtılmakdan kurtulur.
14 — Hanımı kızınca, susmalıdır. Böylece
kadın, pişmân olup, özür dilemeğe başlar. Çünkü o, za’îfdir. Susunca mağlûb
olur.
15 — Hanımının iyiliği çoğalıp, her işi seve
seve yapınca, ona düâ etmeli ve Allahü teâlâya şükretmelidir. Çünkü, uygun bir
kadın büyük ni’metdir.
16 — Hanımı ile öyle olmalıdır ki, kocam beni
herkesten çok seviyor, bilsin.
17 — Bakkal, kasab, çarşı, pazar işlerini
aslâ ona bırakmamalı, evin idâresinde onun fikrini sormalı, dışardaki, büyük
işleri söyliyerek, onu üzmemelidir.
18 — Hanımının câhilce hareketleri için dâimâ
uyanık bulunmalıdır. Çünkü, Âdem babamız “aleyhissalâtü vesselâm”, ehli, Havvâ
anamızın da’veti üzerine, yanlış iş işledi. Evde hâkim, âmir erkek olmalıdır.
Kadın değil.
19 — Hanımının, günâh olmıyan kusûrlarını
görmemezlikden gelmelidir. Günâh iş ve sözden vazgeçmesini ve nemâza, oruca ve
gusül abdesti almağa devâm etmesini tatlı ve yumuşak sözlerle nasîhat
etmelidir. Kıymetli elbise ve zînet eşyâsı alacağını va’d ederek ibâdetleri yapdırmalı,
günâhlarını önlemelidir.
un � � r o �?i 0`j Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi haram. Erkek,
Müslümanlığı kabul etmedikçe de yapılacak nikah sahih (geçerli) değil."
fetvasına; İstanbul Müftüsünün "Dinimiz,
Müslüman bir kadının, gayrimüslimle evlenmesini yasaklıyor. Dolayısıyla dinin
menettiği şeyin nikahı olmaz." demecine rağmen her aklına gelen
birşeyler söyledi.
Bununla ilgili o zaman TV'lerde rastgele kimselerle açık
oturumlar düzenledi. Mesela, Din Görevlileri Sendikası Başkanı, "İslam,
hayatın gerisinde değil. Hayatta olabilen realitelere karşı çıkan bir din de
değil. Bu nikah da AB sürecinde ne ilk ne de son nikah. Dinen bir engel gibi
görülüyorsa bu realitenin karşısında yeni bir yorum gerekebilir." demişti.
Ölçüye bakın! İslamiyet, bu nikaha evet derse hayatın
ilerisinde, demezse gerisinde olacak. Yine Diyanet Vakfı Kadın Kolları Başkanı,
"Eğer Yahudi ve Hıristiyan erkek İslamı din olarak kabul ediyor,
öğretilerine saygılı oluyorsa fetva ile ilgili görüş yeniden gözden
geçirilebilir. Müslüman bir kadının inanç özgürlüğü ve çocuklarının velayet
hakları, erkek tarafından saygıyla karşılanırsa evliliğin bir sakıncası
olmaz." dedi.
Halbuki din zamana göre, insanların yorumuna göre
değiştirilemez. İnsanların anlayışına, yorumuna göre dinde değişiklik
yapılsaydı bugüne kadar din diye bir şey kalmazdı. İnsan sayısı kadar
din(!)çıkardı ortaya. Burada esas kabahat konuyu ortaya atanlarda. Evlenirdi,
evlenemezdi diye kasıtlı olarak tartışma çıkartanlarda.
Sanki İslamiyet yeni geldi veya Türk halkı yeni Müslüman
oldu, bunun için olur mu olmaz mı bilemiyorlar! Beyler, İslamiyet geleli 15
asır oldu, Türkler 10 asırdır Müslüman. Bu kadar zamandır, bu mesele bilinmiyor
muydu, kimse evlenmedi mi, nasıl evlenileceğine açık oturumlarda mı karar
verilecek? Dedik ya maksat o değil, maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek, bu
vesile ile dine hücum etmek, kötülemek.
Fazla bir dini bilgisi olmayan, sıradan bir Müslüman bile,
İslam dininde, bir Müslüman erkeğin, kitap ehli dediğimiz, Hıristiyan ve Yahudi
kadın ile evlenebileceğini; fakat dinsiz, ateist kadınla evlenemeyeceğini
bilir.
Yine, Müslüman bir kadının, sadece Müslüman erkekle evlenebileceği,
kitap ehli de olsa başka din mensubu ile evlenemeyeceğini, evlendiği takdirde
dinden çıkmış olacağını da bilir. Din bir inanç meselesidir. Kabul edersin veya
etmezsin o ayrı. Ama kabul etmişsen, dinin kuralına uymak zorundasın. Uyamasan
bile bu kuralı, inkâr etmeyeceksin, işine geldiği gibi değiştirmeye
kalkışmayacaksın. Bunun akla, mantığa uygunluğunu tartışmayacaksın. Dine
inanmanın gereğidir bu.
lD � i < �?i 0`j >
"Ey
kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konuşun, mahreminiz olmıyanlarla
konuşmayın!"
Erkeğin erkek için ve kadının kadın için avret yeri, diz ile
göbek arasıdır. Bir kadın, başka bir kadının, göbek ile diz arasına bakamaz.
Zaruretsiz bakarsa, haram işlemiş olur. Kadının yabancı erkek için avret yeri,
el ve yüzünden başka, bütün bedenidir. Başkasının avret yerine, lüzum yokken,
şehvetsiz de bakmak haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Erkek
erkeğin, kadın kadının avret yerine bakamaz, helal değildir."
"Erkeğin
kadına, kadının da erkeğe (şehvetle) bakması haramdır."
Hz. Ümm-i Seleme validemiz anlatıyor:
Resulullahın yanında iken, iki gözü de görmiyen İbn-i Ümm-i
Mektum hazretleri, izin isteyip içeri girdi. Resulullah bize, "İçeri
girin" buyurdu. "O a'ma değil mi, bizi görmez" dedim. "O sizi görmüyorsa, siz onu görüyorsunuz"
buyurdu.
Lezbiyenlik
Erkeklerin eşcinselliğine livata, homoseksüellik;
kadınlarınkine lezbiyenlik denir.
Kalb, göze tabidir. Gözler haramdan sakınmazsa, kalbi
korumak güç olur. Kalb, harama dalarsa, günahlardan sakınmak güç olur. O halde,
imanı olanların, haram işlememesi, harama bakmaması lazımdır. Erkeklerin
eşcinsel olması, haram olduğu gibi, kadınların da eşcinsel olması haramdır.
Kadının da herhangi bir kadına şehvet ile dokunması ve bakması haramdır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Kadının
kadına yaklaşması [lezbiyenlik, safizm] zinadır."
"Erkeğin
erkeğe, kadının kadına yaklaşması zinadır."
"Erkek
erkekle, kadın kadınla (zaruretsiz) aynı yatakta yatamaz."
"Erkek
erkekle, kadın kadınla yetinirse, ümmetim helak olur."
"Erkek
erkekle, kadın kadınla (uygunsuz iş için) beraber olamaz."
"Ahır
zamanda eşcinsel üç kısım olur: Bir kısmı konuşmak ve yüze bakmakla, diğeri,
tokalaşmak ve kucaklaşmakla yetinir. Bir kısmı da bu işi bilfiil yapar. Allahın
laneti bunların üzerine olsun! Eğer ki tevbe ederlerse, tevbe edenin tevbesini
Allahü teâlâ kabul eder."
Kadınların, kadınlara şehvet ile bakması ve dokunması,
kocasından başkasına, erkek ve kadın, kim olursa olsun, yabancıya süslenmeleri
caiz değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
"Bir
kadın, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir toplumun
yanından geçerse, ona da, bakana da, zina günahı yazılır."
Erkekle kadın, başka cinsten oldukları için, bir araya
gelmeleri nisbeten güçtür. Kadının kadına yaklaşması ise daha kolaydır. Bunun
için kadının kadına bakması ve dokunması, erkeğin kadına ve kadının erkeğe
bakmasından daha kötü olabilir.
Kadınların, Kur'an-ı kerim, mevlid, ilahi okuyarak seslerini
erkeklere duyurmaları haramdır. Hoparlör, radyo ve TV ile duyurmaları ise
mekruh olur. (Tergibüssalat, Hadika)
ma� � - o 0`j x�i gin-right:14.4pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:14.2pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:1.0cm'>SORU: Kadın
sırf kocasına karşı süslenmek niyetiyle estetik ameliyat olması, meselâ burnunu
veya kulağını biraz küçültmesi, karnını küçültmesi câiz midir?
CEVAP: Değildir. Estetik sadece, nefrete mucib olan, anormal
hallerde, görünüşlerde caiz olur
***
SORU: Nisâiye
hastası bir kadını, muayene ettirmek için gayr-i müslim bir kadın doktoru mu,
yoksa sâlih erkek bir doktoru mu tercih etmelidir?
CEVAP: Kadın doktoru tercih edilmelidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder