Örtünün şekli
Kadınların vücut hatlarının (kaba avret yerlerinin şekli ve
rengi) belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslam dini,
kapanmayı emretmiş, fakat belli bir örtü şekli bildirmemiştir.
Kapanması gereken yerleri örtmek ve yukarıda bildirilen
vücut hatlarını belli etmemek şartı ile kadınlar, bulunduğu şehrin adetine
uygun giyinir. Çünkü elbise gibi mubahlarda, şehrin adetine uymamak tahrimen
mekruhtur. Zaruret olmadıkça, haramlarda hiçbir yerin adetine uyulmaz.
Peygamber efendimiz, ayaklarına kadar uzun gömlek, yani
entari giymiştir. Şalvar ve pantalon giymemiştir. Bunları giymek adette
bid'attir. Âdette bid'at olan şeyi yapmak günah değildir. Taksiye, uçağa binmek
de adette bid'attir. Bunları yapmak günah değil dinin emridir. Bunun için adet
olan yerlerde, kadınların çarşaf ve erkeklerin bol pantalon veya şalvar
giymeleri caizdir, günah olmaz. Elbisenin şekli ibadet değil, adettir. Çünkü
Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı, Rum elbisesi giymiştir. Peygamber
efendimizin böyle adet olarak yaptığı şeylere Sünnet-i zevaid denir. Bunları terketmek günah olmaz.
“Bir kavme
benziyen onlardandır” hadis-i
şerifi, ibadetlerde benzemenin tehlikesini bildirmektedir. Mesela papaz zünnarı
ve haç takmak böyledir. Dikiş makinası, daktilo, elbise gibi şeyler ise adettir.
Âdetlerde kafirlere benzemek günah olmaz. Peygamber efendimiz, her zaman belli
bir elbise giymezdi. Bazan Rum, bazan Arab elbisesi giyerdi. Kolları dar Rum
cübbesi de giymiştir.
Herkesin çarşaf giydiği bir yerde, birkaç kadının manto
giymesi fitneye sebep olacağından uygun olmadığı gibi, manto giyilmesi adet
olan yerlerde de çarşaf giyilmesi uygun olmaz. Çünkü bir yerde adet olan şeyler
giyilmezse, gösteriş ve şöhret olur, fitneye sebep olur. Hadis-i şerifte “Fitneyi uyandırana la'net olsun” buyuruldu.
(Hadika)
Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın mübarek hanımları,
çarşafla örtünmemiştir. Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmemiştir.
Milhafe, ferace, fistan, entari giydikleri birçok kitapta bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri de, böyle değişik
elbise giydiklerini 313. mektubunda
bildiriyor.
Örtünmenin faydaları
İslam kadınlarının örtünmesi, bunların namuslarını korumak
için olduğu gibi, bu örtüler, kadınla erkeği birbirinden ayıran manevi sınırlar
demektir. Bu örtülerin sayesinde, bir erkek, kendi evindeki kadınlardan birine
karşı bile, sokakda resmi ve saygılı davranır. Bu örtüler, erkekle kadın
arasına konulan haya perdeleridir. Örtünen kadının bir erkek hayalinde daha
güzel canlandırılması, kadının şerefini azaltmaz, yükseltir.
Hayvani hislere aldanmamak için, nefsi terbiye etmek
lazımdır. Fakat, bu işi, yalnız nefse hakim olmağa bırakarak, tesettürden
vazgeçmek, hiç doğru olamaz. Çünkü, tahsil ve terbiye gören insanlar arasında
nefslerine hakim olamıyanların çok bulunduğu, gazetelerde bile sık sık
görülmekdedir. “Nefse hakim olmak” söylemesi
kolay, yapması güç olan bir şeydir. Nefse hakim olmak ve bunun mikdarı herkes
için değişir. İnsan bunu kendi bile anlayamaz. Hele iffet ve namus dersini
dinden değil de, yalnız aklından alan kimseye göre, namusun kıymeti, namuslu
tanınmak düşüncesinden ileri gitmez.
Namusun kıymeti ne
kadar bilinirse bilinsin ve akıl ve düşünce ne kadar yerinde olursa olsun,
insanın yaratılışında bulunan ve herkesi aldatabilen nefs karşısında, akıl
başarısız kalabilir. Bunun için, daha başlangıçta, nefsi kımıldatmamak ve onu
tahrik eden yolları kapamak lazımdır. Kadının örtünmesi, bu yolları en kestirme
ve en kolay olarak kapayan bir çaredir.
Kadınlara hak tanınmasını, onlara serbestlik verilmesini,
kadınlardan daha çok isteyen erkeklere dikkat edilirse, bunlar, sokaklara taşan
ve salonlarda kaynaşan kokulu, yumuşak kadın dalgaları arasına dalmağı ve
başkalarının kadınlarından kolaylıkla zevk almağı arayan kimselerdir. Bu
zavallılar, başka erkeklerin de, kendi kadınlarına, kızlarına ve kız
kardeşlerine böyle serbestçe saldıracaklarını düşünmezler. Yahud o zevklerle,
lezzetlerle kendilerinden geçerek, bu can sıkıcı zararı unuturlar veyahud
zevklerine, şehvetlerine karşı, onları feda etmekden de çekinmezler. Sosyete hayatında
kazancı çok ve zararı az olanlar, yakınları arasında yüzüne bakılabilecek genç
kadın bulunmayan erkeklerdir. İşte erkeklerin, kadınlara serbestlik verilmesini
isteme sebeblerinin başında, böyle aldatıcı ve egoist sebebler bulunmakdadır
Bugün Avrupada, nikahlı, nikahsız kadından ucuz bir şey
yoktur. Müslümanlıktan uzaklaşan sosyete kadınları da, bu hale
sürüklenmektedirler.
EVLENMENİN DİNİMİZDEKİ YERİ
Kudbüddin-i İzniki hazretleri “Mızraklı İlmihal” kitabında buyuruyor ki:
Ve dahî, evlenmekte çok fayda vardır. Evvelkisi, dînini
korumuş olur. Ve huyu güzel olur. Ve kazancında bereket olur. Ve hem de, sünnet
ile amel etmiş olur. Nitekim, Peygamberimiz buyurur: “Nikâhlanınız, çok evladınız olsun. Zîrâ ben kıyâmette ümmetimin çokluğu
ile sâir ümmetlere iftihâr ederim.”
Ve dahî kadının ve erkeğin birbirlerine karşı olan haklarına
riâyet etmeleri lâzımdır.
Ve dahî, bir kimse evleneceği zaman, araştırarak, sâliha
yâni dînine kavî bir hanım bulup almalıdır.
Ve dahî, bir kızı, malından ve güzelliğinden dolayı almaya.
Zîrâ, sonra zelîl olur. Peygamberimiz buyurdu ki: “Bir kimse, malından veya güzelliğinden ötürü bir hâtun alsa, onun
malından ve güzellğinden mahrum olur.”
Ve bir kimse, dîninden, ahlâkından ötürü bir hâtun alsa, Hak
teâlâ, onun malını ve güzelliğini ziyâde eyler.
Kadın, kocasından, dört mertebe aşağı olmak gereklidir. Yaşı
ve boyu ve hısımı ve akrabâsı. Dört şeyde, kadın erkekten ziyâde olmak gerek.
Biri, güzel ola ve biri edebli ola ve biri, huyu iyi ola ve biri, haramdan ve
şüpheli şeylerden sakınıcı ola ve saçı, başı, kolları, bacakları açık olarak
yabancı erkeklere görünmiye.
Genç kızları, yaşlı kimselere vermeyeler. Fesata sebep olur.
İyi tahkikat gerekir
Ve dahî, nikâh için söz kesilmeden evvel, dünür olacak
âileler hakkında ve evlenecek olan gençler hakkında iyice tahkîkat yapılmak,
hem sünnettir ve hem de aralarındaki geçimin devamına sebep olur. Bunda üç
fayda olduğu beyan olunmaktadır: Biri, ikisinin arasında, tâ ölünceye dek,
muhabbet kesilmez. İkincisi, rızklarında bereket olur. Üçüncüsü, sünnet ile
amel etmiş olur.
Sünnete uygun nikâhdan sonra, erkek tarafı kadın tarafına
güzel ve kıymetli şeyler göndere, muhabbete sebebdir.
Ve dahî, kocası karşısında, kadının her türlü süs ve düzgün
giyinmesi câiz ve çok sevaptır.
Gerdek [zifâf] gecesi, ziyâfet etmek sünnettir. Akşam
namazından sonra yimeli, yatsıyı kılınca, dâmâdı kız evine götürüp, duâdan
sonra hemen dağılmalıdır.
İlk gece, güvey, gelinin ayağını yıkamak ve o suyu, evin
dört bucağına saçmak, sünnettir. İki rekât nâfile namaz kılıp duâ eyleye. O
gece, her ne duâ ederse, makbûl olur. Güveyi görenler, kendisine bunu
hâtırlatırlar. Ve (Bârekellahü lek ve
bârekellahü aleyhâ ve ceme'a beynekümâ bilhayri) diyeler. Yâni, Allahü
teâlâ, sana mübârek eylesin ve zevcene mübârek olsun ve ikinizin arasını,
hayrla cem' eylesin!
Bazılarının yaptıkları gibi, (Bir hoşça geçinin, oğullu
uşaklı olasınız) demek, câhiller hitâbıdır, faydası yoktur. O vakte mahsûs
duâları okumak sünnettir.
Lüzumlu dini bilgiler öğretilmeli
Lüzûmlu olan dini bilgileri bilip ve hanımına dahî öğrete.
Zîrâ, âhırette suâl olunur. Bilemedim demek özr olmaz. Farzları ve haramları ve
Ehl-i sünnet îtikatını öğrenmek ve hanımına, çocuklarına öğretmek farzdır.
Sünnetleri öğrenmek ve öğretmek sünnettir.
Hanımını islâmiyetin cevâz vermediği yere götürmeye ve
göndermeye! Sokağa açık çıkarmaya. Zîrâ Peygamberimiz, “Bir kadın güzel kokular ile, namaz kılmak için mescide gelse, o kadının
namazı kabûl olmaz, tâ ki evine varıp, cünüblükten gusleder gibi,
gusletmeyince” buyurdu. Onlara, güzel râyıha ile, câmiye ve mescide gitmek
câiz olmayınca, başka yerlere gidip halka görünmek günahı, ne mertebe olmak
gerek? Ona göre, kıyâs oluna! Ve çekilecek azâb düşünüle!
Ve dahî, Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde buyurmuştur: “Cennet ehlinin çoğu, fukara ve Cehennem
ehlinin çoğu kadınlardır.” Bunun üzerine, Hz. Âişe suâl eylediler ki:
“Avretlerin çoğu Cehennemde olmaya sebep nedir?” Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Bunlar belâya sabr eylemezler ve on iyilik
gördükleri kimseden, bir kötülük gördükte, o on iyiliği -hemen- unutup, bir
kötülüğü dâimâ söyler. Ve dünya zînetlerini, çok ziyâde severler ve âhırete
çalışmazlar ve gıybeti çok ederler.”
Erkeklerden ve
kadınlardan her kim bu sıfatları kendinde toplasa, ehl-i Cehennemdir.
“Erkeğin hakkı çoktur!”
Ve dahî, Hz. Aliden rivayet olunur ki, birgün, Resûl-i
ekremin huzuruna bir kadın gelip, “Yâ Resûlallah! Ben evlenmek isterim, ne
buyurursunuz” dedi. Resulullah buyurdu ki, “Erkeğin
hakkı, kadının üzerinde çoktur. Hakkından gelebilir misin?” O kadın, “Yâ
Resûlallah! Erin hakkı nedir.” dedi. Buyurdu ki, “Sen onu incitir isen, Allaha âsî olursun ve namazın kabûl olmaz.” O
kadın, sordu, daha var mı? Resûlullah buyurdu ki, “Hangi kadın, kocasından izinsiz, evinden dışarıya çıksa, her adım
başına günah yazılır.” Kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Kocasına kötü söz söylerse, kıyâmette
dilini ensesinden çıkarırlar.” O kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem
buyurdu: “Hangi kadın ki, malı ola da,
kocasının hâcetini bitirmeye, âhırette o kadının yüzü kara ola.” Ve o kadın
sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu: “Hangi
kadın, kocasının malından uğrularsa ve bir başkasına verirse ve eri ile
helâllaşmazsa, Allahü azîm-üş-şân, o kadının zekât ve sadakasını kabûl eylemez.”
Kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu: “Hangi kadın, kocasına sövse veya karşı gelse, tamu içinde, dilinden
asalar ve hangi avret çengi ve çalgı dinlemeye varsa ve bir akça verse, küçük
yaşından beri kazanmış olduğu sevap mahv ola ve üzerindeki libasları da davâcı
olup, bizi mübârek günlerde giymedi ve helâline karşı giymedi, haram yerlere
gitti, dedikte, Hak teâlâ buyurur, böyle olan avretleri, bin yıl yaksam
gerektir.” (Sinemanın, radyo ve televizyonun kötü taraflarını buradan da
anlamalıdır.) O kadın , bu cevapları işitince, “Yâ Resûlallah! Bu zamana kadar
evlenmedim. Bundan sonra da evlenmem” dedi.
Evlenmenin sevabı
Kadının bu sözü üzerine, Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Yâ hâtun! evlenmenin sevabını dahî haber
vereyim de dinle! Hangi kadın ki, kocası, ona, Allah senden râzı olsun dese,
altmış yıl ibâdet etmekten yeğdir. Ve erkeğine, bir içim su verse, bir yıl oruç
tutmaktan eftaldir. Kocasının döşeğinden kalktığı zaman gusleylese, bir kurban
kesmişcesine sevap bula. Ve helâline hîle etmezse, onun için, göklerde melekler
tesbîh ederler. Ve helâli ile oynasa, altmış kul âzâd etmekten hayrlıdır.
Kocasının rızkını muhâfaza etse ve helâlinin akrabâsına merhamet eylese ve beş
vakit namazını kılıp, orucunu tutsa, bin kere Kâbeye varmaktan eftaldir.”
Fâtıma-i Zehrâ, bir kadın kocasını incitse, hâli nice olur,
dedikte, “Bir kadın, erkeğine âsî olsa,
Allahın lâneti onun üzerinde kalır, tâ ki kocası ile helâllaşmayınca,
kurtulamaz ve erinin döşeğinden kaçsa, cemî' sevabı gider ve erine karşı,
büyüklense, Hak teâlâ, ona hışm eyler ve sen benim kâhyam mısın, dese ve senden
ne gördüm dese, Allahü teâlâ, ona nîmetini haram eyler. Kocasının kanını dili
ile yalasa, henüz erkeğinin hakkını yerine getirmiş olmaz. Ve erinin izni ile
açık saçık sokağa çıksa, kocasının defter-i amâline, bin günah yazılır, izin
verdiği için” buyurdu. İznsiz çıkıp giden kadının hâli nice olur, bundan
kıyâs eyle!
Resûl-i ekrem buyurur: “Yâ
Fâtıma! Allahü teâlâ, bir kimsenin, bir kimseye secde etmesini emir buyursa
idi, ben de, kadının kocasına secde etmesini buyurur idim.”
Resulullahın Hazreti Aişe’ye vasiyeti
Hz. Âişe, “Yâ Resûlallah! Bana vasıyet eyle!” deyince,
Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Yâ Âişe! Ben
sana vasıyet ederim, sen de ümmetimin hâtunlarına vasıyet eyle! Yarın kıyâmet
gününde: Önce îmandan. İkincisi, abdestten ve namazdan. Üçüncüsü, kocası
hakkında, suâl olunur. Hangi erkek ki, hanımının yavuzluğuna sabr eylese, Hak
teâlâ, ona Eyyûb Peygamber sevabını vere. Bir kadın dahî erkeğinin yavuzluğuna
sabr eylese, Âişe-i Sıddîka mertebesini bula.”
Ve dahî, “Bir erkek,
hanımını dövse, kıyâmette, ben onun davâcısı olurum” buyurdu.
Kişi, üç yerde, hatûnunu açık avucu veya düğümsüz bez ile
dövmek câizdir. Namazı ve guslü terk ettiğinden ve döşeğine gelmediğinden ve
izinsiz dışarıya çıktığından ötürü. Sopa ile, yumruk ile, tekme ile, düğümlü
bez ile dövmek ve başına, gövdesine vurmak hiç bir zaman câiz değildir. Sâir
kabahatlerde, hiç dövülmez. Birkaç tenbîh etmek gerektir. Eğer islâh olmazsa
bırakmak gerek, tâ ki, azâbda olmamak için.
Sâliha olan hanım üstüne tekrar evlenmemelidir.
Nafakalarında adalet yapamıyacak olanın ikinci zevce alması câiz değildir.
Adalet yapacağını bilenin alması câiz ise de, almaması eftaldir.
Câiz olan yerlere giderken baş örtüsü örtmesi ve bedenini
iyi örtmesi lâzımdır. Kadının koku sürünerek, zînetlerini göstererek sokağa
çıkması haramdır. Sâliha kadın, dünya nîmetlerinin en kıymetlisidir. Müslümana
şefkat göstermek, üzmemek, nâfile ibâdetlerden daha sevaptır.
Nisâ sûresinin onsekizinci âyetinde meâlen, “Zevcelerinize iyi, yumuşak davranınız!”
buyuruldu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Yâ Ebâ Bekr!
Zevcesine gülerek, yumuşak söyleyene, köle âzâd etmek sevabı verilir”
“Fâsık erkekle
evlenen kadına, Allah merhamet etmiyecektir.
“Şefaatime
kavuşmak istiyen, kızını fâsıka vermesin!”
“İnsanların en
iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren
[onları inciten]dir”
“Bir müslümanı
haksız olarak incitmek, Kâbeyi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.”
Nafakanın temini
Müslüman erkeğin, sahih nikâh ile evlenmiş olduğu hanımının
nafakasını temîn etmesi farzdır. (Nafaka), yiyecek ve giyecek ve barınacak ev
demektir. Hanımını, kendi mülkü olan veya kira ile tuttuğu evde oturtması
lâzımdır. Kadın, evde erkeğin akrabâsından hiçbirinin bulunmamasını
istiyebilir. Erkek de, kadının yakınlarından hiçbirinin bulunmamasını
istiyebilir. İkisi de bu hakka mâliktir.
Evin, sâlih müslüman komşular arasında olması lâzımdır.
Haftada bir kere anasına babasına gitmesine mani olamaz. Onların haftada, bir
kere kızlarına gelmeleri de, iyi olur. İkisinden biri hasta olursa ve bakacak
kimseleri olmazsa, erkek râzı olmasa bile, kadının gidip hizmet etmesi
lâzımdır. Diğer mahrem akrabâsının senede bir gelmelerine veya kadının onlara
gitmesine mani olamaz. Bunlardan başkalarına ve günah olan yere gitmelerine izin
verirse, ikisi de günaha girer.
Evinde veya dışarda, başkaları için ücret ile veya hayır
için iş yapmasına ve mektebe, vaaza gitmesine mani olur. Kadının evde ev işleri
ile meşgûl olması, boş kalmaması lâzımdır. Erkek hanımını, mahrem akrabâsından
başkasına, haramdan sakınan müslümanların evine kendi götürebilirse de, kadın
erkek ayrı oturmalıdır. Enişte ve kayın birâder mahrem akrabâ değildir,
yabancıdırlarr. Kadının bu ikisine de açık görünmesi, yüzünden başka yerleri
örtülü olsa bile, yalnız bir odada kalması, birlikte sefere gitmeleri haramdır.
Dâmâda kayın valdesinin anadan ve babadan olan anaları da
mahremdirler. Mahrem olmıyan akrabâsı eve gelince, kocasının veya akrabâ
kadınların yanında, yüzünden başka her yeri örtülü olarak hoş geldiniz der. Kahve,
çay gibi şeyler getirir. Fakat, yanlarına oturmaz.
lbuki ~
� z m �?i 0`j , insanların yorumuna göre
değiştirilemez. İnsanların anlayışına, yorumuna göre dinde değişiklik
yapılsaydı bugüne kadar din diye bir şey kalmazdı. İnsan sayısı kadar
din(!)çıkardı ortaya. Burada esas kabahat konuyu ortaya atanlarda. Evlenirdi,
evlenemezdi diye kasıtlı olarak tartışma çıkartanlarda.
Sanki İslamiyet yeni geldi veya Türk halkı yeni Müslüman
oldu, bunun için olur mu olmaz mı bilemiyorlar! Beyler, İslamiyet geleli 15
asır oldu, Türkler 10 asırdır Müslüman. Bu kadar zamandır, bu mesele bilinmiyor
muydu, kimse evlenmedi mi, nasıl evlenileceğine açık oturumlarda mı karar
verilecek? Dedik ya maksat o değil, maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek, bu
vesile ile dine hücum etmek, kötülemek.
Fazla bir dini bilgisi olmayan, sıradan bir Müslüman bile,
İslam dininde, bir Müslüman erkeğin, kitap ehli dediğimiz, Hıristiyan ve Yahudi
kadın ile evlenebileceğini; fakat dinsiz, ateist kadınla evlenemeyeceğini
bilir.
Yine, Müslüman bir kadının, sadece Müslüman erkekle evlenebileceği,
kitap ehli de olsa başka din mensubu ile evlenemeyeceğini, evlendiği takdirde
dinden çıkmış olacağını da bilir. Din bir inanç meselesidir. Kabul edersin veya
etmezsin o ayrı. Ama kabul etmişsen, dinin kuralına uymak zorundasın. Uyamasan
bile bu kuralı, inkâr etmeyeceksin, işine geldiği gibi değiştirmeye
kalkışmayacaksın. Bunun akla, mantığa uygunluğunu tartışmayacaksın. Dine
inanmanın gereğidir bu.
lD � i < �?i 0`j >
"Ey
kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konuşun, mahreminiz olmıyanlarla
konuşmayın!"
Erkeğin erkek için ve kadının kadın için avret yeri, diz ile
göbek arasıdır. Bir kadın, başka bir kadının, göbek ile diz arasına bakamaz.
Zaruretsiz bakarsa, haram işlemiş olur. Kadının yabancı erkek için avret yeri,
el ve yüzünden başka, bütün bedenidir. Başkasının avret yerine, lüzum yokken,
şehvetsiz de bakmak haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Erkek
erkeğin, kadın kadının avret yerine bakamaz, helal değildir."
"Erkeğin
kadına, kadının da erkeğe (şehvetle) bakması haramdır."
Hz. Ümm-i Seleme validemiz anlatıyor:
Resulullahın yanında iken, iki gözü de görmiyen İbn-i Ümm-i
Mektum hazretleri, izin isteyip içeri girdi. Resulullah bize, "İçeri
girin" buyurdu. "O a'ma değil mi, bizi görmez" dedim. "O sizi görmüyorsa, siz onu görüyorsunuz"
buyurdu.
Lezbiyenlik
Erkeklerin eşcinselliğine livata, homoseksüellik;
kadınlarınkine lezbiyenlik denir.
Kalb, göze tabidir. Gözler haramdan sakınmazsa, kalbi
korumak güç olur. Kalb, harama dalarsa, günahlardan sakınmak güç olur. O halde,
imanı olanların, haram işlememesi, harama bakmaması lazımdır. Erkeklerin
eşcinsel olması, haram olduğu gibi, kadınların da eşcinsel olması haramdır.
Kadının da herhangi bir kadına şehvet ile dokunması ve bakması haramdır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Kadının
kadına yaklaşması [lezbiyenlik, safizm] zinadır."
"Erkeğin
erkeğe, kadının kadına yaklaşması zinadır."
"Erkek
erkekle, kadın kadınla (zaruretsiz) aynı yatakta yatamaz."
"Erkek
erkekle, kadın kadınla yetinirse, ümmetim helak olur."
"Erkek
erkekle, kadın kadınla (uygunsuz iş için) beraber olamaz."
"Ahır
zamanda eşcinsel üç kısım olur: Bir kısmı konuşmak ve yüze bakmakla, diğeri,
tokalaşmak ve kucaklaşmakla yetinir. Bir kısmı da bu işi bilfiil yapar. Allahın
laneti bunların üzerine olsun! Eğer ki tevbe ederlerse, tevbe edenin tevbesini
Allahü teâlâ kabul eder."
Kadınların, kadınlara şehvet ile bakması ve dokunması,
kocasından başkasına, erkek ve kadın, kim olursa olsun, yabancıya süslenmeleri
caiz değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
"Bir
kadın, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir toplumun
yanından geçerse, ona da, bakana da, zina günahı yazılır."
Erkekle kadın, başka cinsten oldukları için, bir araya
gelmeleri nisbeten güçtür. Kadının kadına yaklaşması ise daha kolaydır. Bunun
için kadının kadına bakması ve dokunması, erkeğin kadına ve kadının erkeğe
bakmasından daha kötü olabilir.
Kadınların, Kur'an-ı kerim, mevlid, ilahi okuyarak seslerini
erkeklere duyurmaları haramdır. Hoparlör, radyo ve TV ile duyurmaları ise
mekruh olur. (Tergibüssalat, Hadika)
ma� � - o 0`j x�i gin-right:14.4pt;margin-bottom:
0cm;margin-left:14.2pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:1.0cm'>SORU: Kadın
sırf kocasına karşı süslenmek niyetiyle estetik ameliyat olması, meselâ burnunu
veya kulağını biraz küçültmesi, karnını küçültmesi câiz midir?
CEVAP: Değildir. Estetik sadece, nefrete mucib olan, anormal
hallerde, görünüşlerde caiz olur
***
SORU: Nisâiye
hastası bir kadını, muayene ettirmek için gayr-i müslim bir kadın doktoru mu,
yoksa sâlih erkek bir doktoru mu tercih etmelidir?
CEVAP: Kadın doktoru tercih edilmelidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder