Bağış Yap

Amount :
Other : USD

24 Mart 2013 Pazar

Huzurun Kaynağı Aile


Örtünün şekli
Kadınların vücut hatlarının (kaba avret yerlerinin şekli ve rengi) belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslam dini, kapanmayı emretmiş, fakat belli bir örtü şekli bildirmemiştir. 
Kapanması gereken yerleri örtmek ve yukarıda bildirilen vücut hatlarını belli etmemek şartı ile kadınlar, bulunduğu şehrin adetine uygun giyinir. Çünkü elbise gibi mubahlarda, şehrin adetine uymamak tahrimen mekruhtur. Zaruret olmadıkça, haramlarda hiçbir yerin adetine uyulmaz.
Peygamber efendimiz, ayaklarına kadar uzun gömlek, yani entari giymiştir. Şalvar ve pantalon giymemiştir. Bunları giymek adette bid'attir. Âdette bid'at olan şeyi yapmak günah değildir. Taksiye, uçağa binmek de adette bid'attir. Bunları yapmak günah değil dinin emridir. Bunun için adet olan yerlerde, kadınların çarşaf ve erkeklerin bol pantalon veya şalvar giymeleri caizdir, günah olmaz. Elbisenin şekli ibadet değil, adettir. Çünkü Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı, Rum elbisesi giymiştir. Peygamber efendimizin böyle adet olarak yaptığı şeylere Sünnet-i zevaid denir. Bunları terketmek günah olmaz.
“Bir kavme benziyen onlardandır” hadis-i şerifi, ibadetlerde benzemenin tehlikesini bildirmektedir. Mesela papaz zünnarı ve haç takmak böyledir. Dikiş makinası, daktilo, elbise gibi şeyler ise adettir. Âdetlerde kafirlere benzemek günah olmaz. Peygamber efendimiz, her zaman belli bir elbise giymezdi. Bazan Rum, bazan Arab elbisesi giyerdi. Kolları dar Rum cübbesi de giymiştir.
Herkesin çarşaf giydiği bir yerde, birkaç kadının manto giymesi fitneye sebep olacağından uygun olmadığı gibi, manto giyilmesi adet olan yerlerde de çarşaf giyilmesi uygun olmaz. Çünkü bir yerde adet olan şeyler giyilmezse, gösteriş ve şöhret olur, fitneye sebep olur. Hadis-i şerifte “Fitneyi uyandırana la'net olsun” buyuruldu. (Hadika)
Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın mübarek hanımları, çarşafla örtünmemiştir. Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmemiştir. Milhafe, ferace, fistan, entari giydikleri birçok kitapta bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri de, böyle değişik elbise giydiklerini 313. mektubunda bildiriyor.

Örtünmenin faydaları
İslam kadınlarının örtünmesi, bunların namuslarını korumak için olduğu gibi, bu örtüler, kadınla erkeği birbirinden ayıran manevi sınırlar demektir. Bu örtülerin sayesinde, bir erkek, kendi evindeki kadınlardan birine karşı bile, sokakda resmi ve saygılı davranır. Bu örtüler, erkekle kadın arasına konulan haya perdeleridir. Örtünen kadının bir erkek hayalinde daha güzel canlandırılması, kadının şerefini azaltmaz, yükseltir.
Hayvani hislere aldanmamak için, nefsi terbiye etmek lazımdır. Fakat, bu işi, yalnız nefse hakim olmağa bırakarak, tesettürden vazgeçmek, hiç doğru olamaz. Çünkü, tahsil ve terbiye gören insanlar arasında nefslerine hakim olamıyanların çok bulunduğu, gazetelerde bile sık sık görülmekdedir. “Nefse hakim olmak” söylemesi kolay, yapması güç olan bir şeydir. Nefse hakim olmak ve bunun mikdarı herkes için değişir. İnsan bunu kendi bile anlayamaz. Hele iffet ve namus dersini dinden değil de, yalnız aklından alan kimseye göre, namusun kıymeti, namuslu tanınmak düşüncesinden ileri gitmez.
 Namusun kıymeti ne kadar bilinirse bilinsin ve akıl ve düşünce ne kadar yerinde olursa olsun, insanın yaratılışında bulunan ve herkesi aldatabilen nefs karşısında, akıl başarısız kalabilir. Bunun için, daha başlangıçta, nefsi kımıldatmamak ve onu tahrik eden yolları kapamak lazımdır. Kadının örtünmesi, bu yolları en kestirme ve en kolay olarak kapayan bir çaredir.
Kadınlara hak tanınmasını, onlara serbestlik verilmesini, kadınlardan daha çok isteyen erkeklere dikkat edilirse, bunlar, sokaklara taşan ve salonlarda kaynaşan kokulu, yumuşak kadın dalgaları arasına dalmağı ve başkalarının kadınlarından kolaylıkla zevk almağı arayan kimselerdir. Bu zavallılar, başka erkeklerin de, kendi kadınlarına, kızlarına ve kız kardeşlerine böyle serbestçe saldıracaklarını düşünmezler. Yahud o zevklerle, lezzetlerle kendilerinden geçerek, bu can sıkıcı zararı unuturlar veyahud zevklerine, şehvetlerine karşı, onları feda etmekden de çekinmezler. Sosyete hayatında kazancı çok ve zararı az olanlar, yakınları arasında yüzüne bakılabilecek genç kadın bulunmayan erkeklerdir. İşte erkeklerin, kadınlara serbestlik verilmesini isteme sebeblerinin başında, böyle aldatıcı ve egoist sebebler bulunmakdadır
Bugün Avrupada, nikahlı, nikahsız kadından ucuz bir şey yoktur. Müslümanlıktan uzaklaşan sosyete kadınları da, bu hale sürüklenmektedirler.


EVLENMENİN DİNİMİZDEKİ YERİ

Kudbüddin-i İzniki hazretleri “Mızraklı İlmihal” kitabında buyuruyor ki:
Ve dahî, evlenmekte çok fayda vardır. Evvelkisi, dînini korumuş olur. Ve huyu güzel olur. Ve kazancında bereket olur. Ve hem de, sünnet ile amel etmiş olur. Nitekim, Peygamberimiz buyurur: “Nikâhlanınız, çok evladınız olsun. Zîrâ ben kıyâmette ümmetimin çokluğu ile sâir ümmetlere iftihâr ederim.”
Ve dahî kadının ve erkeğin birbirlerine karşı olan haklarına riâyet etmeleri lâzımdır.
Ve dahî, bir kimse evleneceği zaman, araştırarak, sâliha yâni dînine kavî bir hanım bulup almalıdır.
Ve dahî, bir kızı, malından ve güzelliğinden dolayı almaya. Zîrâ, sonra zelîl olur. Peygamberimiz buyurdu ki: “Bir kimse, malından veya güzelliğinden ötürü bir hâtun alsa, onun malından ve güzellğinden mahrum olur.”
Ve bir kimse, dîninden, ahlâkından ötürü bir hâtun alsa, Hak teâlâ, onun malını ve güzelliğini ziyâde eyler.
Kadın, kocasından, dört mertebe aşağı olmak gereklidir. Yaşı ve boyu ve hısımı ve akrabâsı. Dört şeyde, kadın erkekten ziyâde olmak gerek. Biri, güzel ola ve biri edebli ola ve biri, huyu iyi ola ve biri, haramdan ve şüpheli şeylerden sakınıcı ola ve saçı, başı, kolları, bacakları açık olarak yabancı erkeklere görünmiye.
Genç kızları, yaşlı kimselere vermeyeler. Fesata sebep olur.

İyi tahkikat gerekir
Ve dahî, nikâh için söz kesilmeden evvel, dünür olacak âileler hakkında ve evlenecek olan gençler hakkında iyice tahkîkat yapılmak, hem sünnettir ve hem de aralarındaki geçimin devamına sebep olur. Bunda üç fayda olduğu beyan olunmaktadır: Biri, ikisinin arasında, tâ ölünceye dek, muhabbet kesilmez. İkincisi, rızklarında bereket olur. Üçüncüsü, sünnet ile amel etmiş olur.
Sünnete uygun nikâhdan sonra, erkek tarafı kadın tarafına güzel ve kıymetli şeyler göndere, muhabbete sebebdir.
Ve dahî, kocası karşısında, kadının her türlü süs ve düzgün giyinmesi câiz ve çok sevaptır.
Gerdek [zifâf] gecesi, ziyâfet etmek sünnettir. Akşam namazından sonra yimeli, yatsıyı kılınca, dâmâdı kız evine götürüp, duâdan sonra hemen dağılmalıdır.
İlk gece, güvey, gelinin ayağını yıkamak ve o suyu, evin dört bucağına saçmak, sünnettir. İki rekât nâfile namaz kılıp duâ eyleye. O gece, her ne duâ ederse, makbûl olur. Güveyi görenler, kendisine bunu hâtırlatırlar. Ve (Bârekellahü lek ve bârekellahü aleyhâ ve ceme'a beynekümâ bilhayri) diyeler. Yâni, Allahü teâlâ, sana mübârek eylesin ve zevcene mübârek olsun ve ikinizin arasını, hayrla cem' eylesin!
Bazılarının yaptıkları gibi, (Bir hoşça geçinin, oğullu uşaklı olasınız) demek, câhiller hitâbıdır, faydası yoktur. O vakte mahsûs duâları okumak sünnettir.

Lüzumlu dini bilgiler öğretilmeli
Lüzûmlu olan dini bilgileri bilip ve hanımına dahî öğrete. Zîrâ, âhırette suâl olunur. Bilemedim demek özr olmaz. Farzları ve haramları ve Ehl-i sünnet îtikatını öğrenmek ve hanımına, çocuklarına öğretmek farzdır. Sünnetleri öğrenmek ve öğretmek sünnettir.
Hanımını islâmiyetin cevâz vermediği yere götürmeye ve göndermeye! Sokağa açık çıkarmaya. Zîrâ Peygamberimiz, “Bir kadın güzel kokular ile, namaz kılmak için mescide gelse, o kadının namazı kabûl olmaz, tâ ki evine varıp, cünüblükten gusleder gibi, gusletmeyince” buyurdu. Onlara, güzel râyıha ile, câmiye ve mescide gitmek câiz olmayınca, başka yerlere gidip halka görünmek günahı, ne mertebe olmak gerek? Ona göre, kıyâs oluna! Ve çekilecek azâb düşünüle!
Ve dahî, Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde buyurmuştur: “Cennet ehlinin çoğu, fukara ve Cehennem ehlinin çoğu kadınlardır.” Bunun üzerine, Hz. Âişe suâl eylediler ki: “Avretlerin çoğu Cehennemde olmaya sebep nedir?” Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Bunlar belâya sabr eylemezler ve on iyilik gördükleri kimseden, bir kötülük gördükte, o on iyiliği -hemen- unutup, bir kötülüğü dâimâ söyler. Ve dünya zînetlerini, çok ziyâde severler ve âhırete çalışmazlar ve gıybeti çok ederler.”
Erkeklerden  ve kadınlardan her kim bu sıfatları kendinde toplasa, ehl-i Cehennemdir.

“Erkeğin hakkı çoktur!”
Ve dahî, Hz. Aliden rivayet olunur ki, birgün, Resûl-i ekremin huzuruna bir kadın gelip, “Yâ Resûlallah! Ben evlenmek isterim, ne buyurursunuz” dedi. Resulullah buyurdu ki, “Erkeğin hakkı, kadının üzerinde çoktur. Hakkından gelebilir misin?” O kadın, “Yâ Resûlallah! Erin hakkı nedir.” dedi. Buyurdu ki, “Sen onu incitir isen, Allaha âsî olursun ve namazın kabûl olmaz.” O kadın, sordu, daha var mı? Resûlullah buyurdu ki, “Hangi kadın, kocasından izinsiz, evinden dışarıya çıksa, her adım başına günah yazılır.” Kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Kocasına kötü söz söylerse, kıyâmette dilini ensesinden çıkarırlar.” O kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu: “Hangi kadın ki, malı ola da, kocasının hâcetini bitirmeye, âhırette o kadının yüzü kara ola.” Ve o kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu: “Hangi kadın, kocasının malından uğrularsa ve bir başkasına verirse ve eri ile helâllaşmazsa, Allahü azîm-üş-şân, o kadının zekât ve sadakasını kabûl eylemez.” Kadın sordu, daha var mı? Resûl-i ekrem buyurdu: “Hangi kadın, kocasına sövse veya karşı gelse, tamu içinde, dilinden asalar ve hangi avret çengi ve çalgı dinlemeye varsa ve bir akça verse, küçük yaşından beri kazanmış olduğu sevap mahv ola ve üzerindeki libasları da davâcı olup, bizi mübârek günlerde giymedi ve helâline karşı giymedi, haram yerlere gitti, dedikte, Hak teâlâ buyurur, böyle olan avretleri, bin yıl yaksam gerektir.” (Sinemanın, radyo ve televizyonun kötü taraflarını buradan da anlamalıdır.) O kadın , bu cevapları işitince, “Yâ Resûlallah! Bu zamana kadar evlenmedim. Bundan sonra da evlenmem” dedi.

Evlenmenin sevabı
Kadının bu sözü üzerine, Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Yâ hâtun! evlenmenin sevabını dahî haber vereyim de dinle! Hangi kadın ki, kocası, ona, Allah senden râzı olsun dese, altmış yıl ibâdet etmekten yeğdir. Ve erkeğine, bir içim su verse, bir yıl oruç tutmaktan eftaldir. Kocasının döşeğinden kalktığı zaman gusleylese, bir kurban kesmişcesine sevap bula. Ve helâline hîle etmezse, onun için, göklerde melekler tesbîh ederler. Ve helâli ile oynasa, altmış kul âzâd etmekten hayrlıdır. Kocasının rızkını muhâfaza etse ve helâlinin akrabâsına merhamet eylese ve beş vakit namazını kılıp, orucunu tutsa, bin kere Kâbeye varmaktan eftaldir.”
Fâtıma-i Zehrâ, bir kadın kocasını incitse, hâli nice olur, dedikte, “Bir kadın, erkeğine âsî olsa, Allahın lâneti onun üzerinde kalır, tâ ki kocası ile helâllaşmayınca, kurtulamaz ve erinin döşeğinden kaçsa, cemî' sevabı gider ve erine karşı, büyüklense, Hak teâlâ, ona hışm eyler ve sen benim kâhyam mısın, dese ve senden ne gördüm dese, Allahü teâlâ, ona nîmetini haram eyler. Kocasının kanını dili ile yalasa, henüz erkeğinin hakkını yerine getirmiş olmaz. Ve erinin izni ile açık saçık sokağa çıksa, kocasının defter-i amâline, bin günah yazılır, izin verdiği için” buyurdu. İznsiz çıkıp giden kadının hâli nice olur, bundan kıyâs eyle!
Resûl-i ekrem buyurur: “Yâ Fâtıma! Allahü teâlâ, bir kimsenin, bir kimseye secde etmesini emir buyursa idi, ben de, kadının kocasına secde etmesini buyurur idim.”

Resulullahın Hazreti Aişe’ye vasiyeti
Hz. Âişe, “Yâ Resûlallah! Bana vasıyet eyle!” deyince, Resûl-i ekrem buyurdu ki, “Yâ Âişe! Ben sana vasıyet ederim, sen de ümmetimin hâtunlarına vasıyet eyle! Yarın kıyâmet gününde: Önce îmandan. İkincisi, abdestten ve namazdan. Üçüncüsü, kocası hakkında, suâl olunur. Hangi erkek ki, hanımının yavuzluğuna sabr eylese, Hak teâlâ, ona Eyyûb Peygamber sevabını vere. Bir kadın dahî erkeğinin yavuzluğuna sabr eylese, Âişe-i Sıddîka mertebesini bula.”
Ve dahî, “Bir erkek, hanımını dövse, kıyâmette, ben onun davâcısı olurum” buyurdu.
Kişi, üç yerde, hatûnunu açık avucu veya düğümsüz bez ile dövmek câizdir. Namazı ve guslü terk ettiğinden ve döşeğine gelmediğinden ve izinsiz dışarıya çıktığından ötürü. Sopa ile, yumruk ile, tekme ile, düğümlü bez ile dövmek ve başına, gövdesine vurmak hiç bir zaman câiz değildir. Sâir kabahatlerde, hiç dövülmez. Birkaç tenbîh etmek gerektir. Eğer islâh olmazsa bırakmak gerek, tâ ki, azâbda olmamak için.
Sâliha olan hanım üstüne tekrar evlenmemelidir. Nafakalarında adalet yapamıyacak olanın ikinci zevce alması câiz değildir. Adalet yapacağını bilenin alması câiz ise de, almaması eftaldir.
Câiz olan yerlere giderken baş örtüsü örtmesi ve bedenini iyi örtmesi lâzımdır. Kadının koku sürünerek, zînetlerini göstererek sokağa çıkması haramdır. Sâliha kadın, dünya nîmetlerinin en kıymetlisidir. Müslümana şefkat göstermek, üzmemek, nâfile ibâdetlerden daha sevaptır.
Nisâ sûresinin onsekizinci âyetinde meâlen, “Zevcelerinize iyi, yumuşak davranınız!” buyuruldu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Yâ Ebâ Bekr! Zevcesine gülerek, yumuşak söyleyene, köle âzâd etmek sevabı verilir”
“Fâsık erkekle evlenen kadına, Allah merhamet etmiyecektir.
“Şefaatime kavuşmak istiyen, kızını fâsıka vermesin!”
“İnsanların en iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren [onları inciten]dir”
“Bir müslümanı haksız olarak incitmek, Kâbeyi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.”

Nafakanın temini
Müslüman erkeğin, sahih nikâh ile evlenmiş olduğu hanımının nafakasını temîn etmesi farzdır. (Nafaka), yiyecek ve giyecek ve barınacak ev demektir. Hanımını, kendi mülkü olan veya kira ile tuttuğu evde oturtması lâzımdır. Kadın, evde erkeğin akrabâsından hiçbirinin bulunmamasını istiyebilir. Erkek de, kadının yakınlarından hiçbirinin bulunmamasını istiyebilir. İkisi de bu hakka mâliktir.
Evin, sâlih müslüman komşular arasında olması lâzımdır. Haftada bir kere anasına babasına gitmesine mani olamaz. Onların haftada, bir kere kızlarına gelmeleri de, iyi olur. İkisinden biri hasta olursa ve bakacak kimseleri olmazsa, erkek râzı olmasa bile, kadının gidip hizmet etmesi lâzımdır. Diğer mahrem akrabâsının senede bir gelmelerine veya kadının onlara gitmesine mani olamaz. Bunlardan başkalarına ve günah olan yere gitmelerine izin verirse, ikisi de günaha girer.
Evinde veya dışarda, başkaları için ücret ile veya hayır için iş yapmasına ve mektebe, vaaza gitmesine mani olur. Kadının evde ev işleri ile meşgûl olması, boş kalmaması lâzımdır. Erkek hanımını, mahrem akrabâsından başkasına, haramdan sakınan müslümanların evine kendi götürebilirse de, kadın erkek ayrı oturmalıdır. Enişte ve kayın birâder mahrem akrabâ değildir, yabancıdırlarr. Kadının bu ikisine de açık görünmesi, yüzünden başka yerleri örtülü olsa bile, yalnız bir odada kalması, birlikte sefere gitmeleri haramdır.
Dâmâda kayın valdesinin anadan ve babadan olan anaları da mahremdirler. Mahrem olmıyan akrabâsı eve gelince, kocasının veya akrabâ kadınların yanında, yüzünden başka her yeri örtülü olarak hoş geldiniz der. Kahve, çay gibi şeyler getirir. Fakat, yanlarına oturmaz.
lbuki ~ � z m �?i 0`j , insanların yorumuna göre değiştirilemez. İnsanların anlayışına, yorumuna göre dinde değişiklik yapılsaydı bugüne kadar din diye bir şey kalmazdı. İnsan sayısı kadar din(!)çıkardı ortaya. Burada esas kabahat konuyu ortaya atanlarda. Evlenirdi, evlenemezdi diye kasıtlı olarak tartışma çıkartanlarda.
Sanki İslamiyet yeni geldi veya Türk halkı yeni Müslüman oldu, bunun için olur mu olmaz mı bilemiyorlar! Beyler, İslamiyet geleli 15 asır oldu, Türkler 10 asırdır Müslüman. Bu kadar zamandır, bu mesele bilinmiyor muydu, kimse evlenmedi mi, nasıl evlenileceğine açık oturumlarda mı karar verilecek? Dedik ya maksat o değil, maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek, bu vesile ile dine hücum etmek, kötülemek.
Fazla bir dini bilgisi olmayan, sıradan bir Müslüman bile, İslam dininde, bir Müslüman erkeğin, kitap ehli dediğimiz, Hıristiyan ve Yahudi kadın ile evlenebileceğini; fakat dinsiz, ateist kadınla evlenemeyeceğini bilir.
Yine, Müslüman bir kadının, sadece Müslüman erkekle evlenebileceği, kitap ehli de olsa başka din mensubu ile evlenemeyeceğini, evlendiği takdirde dinden çıkmış olacağını da bilir. Din bir inanç meselesidir. Kabul edersin veya etmezsin o ayrı. Ama kabul etmişsen, dinin kuralına uymak zorundasın. Uyamasan bile bu kuralı, inkâr etmeyeceksin, işine geldiği gibi değiştirmeye kalkışmayacaksın. Bunun akla, mantığa uygunluğunu tartışmayacaksın. Dine inanmanın gereğidir bu.
lD � i < �?i 0`j >
"Ey kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konuşun, mahreminiz olmıyanlarla konuşmayın!"
Erkeğin erkek için ve kadının kadın için avret yeri, diz ile göbek arasıdır. Bir kadın, başka bir kadının, göbek ile diz arasına bakamaz. Zaruretsiz bakarsa, haram işlemiş olur. Kadının yabancı erkek için avret yeri, el ve yüzünden başka, bütün bedenidir. Başkasının avret yerine, lüzum yokken, şehvetsiz de bakmak haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Erkek erkeğin, kadın kadının avret yerine bakamaz, helal değildir."
"Erkeğin kadına, kadının da erkeğe (şehvetle) bakması haramdır."
Hz. Ümm-i Seleme validemiz anlatıyor:
Resulullahın yanında iken, iki gözü de görmiyen İbn-i Ümm-i Mektum hazretleri, izin isteyip içeri girdi. Resulullah bize, "İçeri girin" buyurdu. "O a'ma değil mi, bizi görmez" dedim. "O sizi görmüyorsa, siz onu görüyorsunuz" buyurdu.

Lezbiyenlik
Erkeklerin eşcinselliğine livata, homoseksüellik; kadınlarınkine lezbiyenlik denir.
Kalb, göze tabidir. Gözler haramdan sakınmazsa, kalbi korumak güç olur. Kalb, harama dalarsa, günahlardan sakınmak güç olur. O halde, imanı olanların, haram işlememesi, harama bakmaması lazımdır. Erkeklerin eşcinsel olması, haram olduğu gibi, kadınların da eşcinsel olması haramdır. Kadının da herhangi bir kadına şehvet ile dokunması ve bakması haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Kadının kadına yaklaşması [lezbiyenlik, safizm] zinadır."
"Erkeğin erkeğe, kadının kadına yaklaşması zinadır."
"Erkek erkekle, kadın kadınla (zaruretsiz) aynı yatakta yatamaz."
"Erkek erkekle, kadın kadınla yetinirse, ümmetim helak olur."
"Erkek erkekle, kadın kadınla (uygunsuz iş için) beraber olamaz."
"Ahır zamanda eşcinsel üç kısım olur: Bir kısmı konuşmak ve yüze bakmakla, diğeri, tokalaşmak ve kucaklaşmakla yetinir. Bir kısmı da bu işi bilfiil yapar. Allahın laneti bunların üzerine olsun! Eğer ki tevbe ederlerse, tevbe edenin tevbesini Allahü teâlâ kabul eder."
Kadınların, kadınlara şehvet ile bakması ve dokunması, kocasından başkasına, erkek ve kadın, kim olursa olsun, yabancıya süslenmeleri caiz değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
"Bir kadın, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir toplumun yanından geçerse, ona da, bakana da, zina günahı yazılır."
Erkekle kadın, başka cinsten oldukları için, bir araya gelmeleri nisbeten güçtür. Kadının kadına yaklaşması ise daha kolaydır. Bunun için kadının kadına bakması ve dokunması, erkeğin kadına ve kadının erkeğe bakmasından daha kötü olabilir.
Kadınların, Kur'an-ı kerim, mevlid, ilahi okuyarak seslerini erkeklere duyurmaları haramdır. Hoparlör, radyo ve TV ile duyurmaları ise mekruh olur. (Tergibüssalat, Hadika)
ma� � - o 0`j x�i gin-right:14.4pt;margin-bottom: 0cm;margin-left:14.2pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:1.0cm'>SORU: Kadın sırf kocasına karşı süslenmek niyetiyle estetik ameliyat olması, meselâ burnunu veya kulağını biraz küçültmesi, karnını küçültmesi câiz midir?
CEVAP: Değildir. Estetik sadece, nefrete mucib olan, anormal hallerde, görünüşlerde caiz olur
***
SORU: Nisâiye hastası bir kadını, muayene ettirmek için gayr-i müslim bir kadın doktoru mu, yoksa sâlih erkek bir doktoru mu tercih etmelidir?
CEVAP: Kadın doktoru tercih edilmelidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder